"Rasulüm biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik 21/107"
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Yürüyüş Tarzı
09/04/2014
        Kaynakların verdiği bilgiye göre Hz. Peygamber Efendimiz yürürken ayaklarını sürümezler, adımlarını atarken yerden sertçe kaldırırlardı. Hareket hâlinde iken sağa sola sallanmazlar, inişli yokuşlu engebeli bir arazide yürürmüş gibi hafifçe önlerine eğilirlerdi. Dimdik durup göğüslerini kabartarak yürümedekileri gibi koşar adımlarla gidercesine hızlı da yürümezlerdi. Fakat Allâh’ın kendilerine bir lütfu olarak, uzun mesafeleri kısa zamanda katederlerdi.
İnsanlara ölçülü davranış kazandırmayı ön planda tutan Resûlullah (s.a.v)’in bu mes’eleye bakışı farklı olmuş, yürüyüşle kıyafet, kıyafetle de insan karakteri arasında sıkı bir münâsebet bulunduğuna dikkat çekmiştir. Nitekim ok- yay kuşanıp erkek yürüyüşü ile yanından geçen bir kadını görünce: “Kendisini erkeklere benzeten kadınla, kadınlara benzeten erkekler bizden değildir” veya “Allah onlara lanet etmiştir” buyurarak bu durumu tasvib etmediklerini belirtmişlerdir.[1]
Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin yürüyüş-kıyafet ilişkisini, bir “karakter ölçüsü” çerçevesinde değerlendirdiği görülmektedir. Efendimiz (s.a.v), birçok hadîsinde, elbise eteklerinin yerleri süpürecek şekilde uzatılmamasını ve bunu kibir, gurur ve gösteriş vesilesi yaparak eteklerin elle yukan çekilmemesini; aksi davranışta bulunanların ise, kıyâmet gününde Allâh’ın yüzlerine bakmayacağını söylemiştir. Böyle îkazda bulundukları bir sırada, huzurda bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a), üzüntü ve endişesini arzederek:
“Ey Allâh’ın Resûlü! Aşırı bir dikkat sarfetmediğim takdirde, izârımın bir tarafı sık sık aşağı sarkar. Ben de onu elimle yukarı çekmek durumunda kalırım. Bu hâle göre benim durumum ne olacak?” diye sormuştur.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz ise, Hz. Ebû Bekir’in endişesini gidermek üzere: “Sen bunu büyüklük kuruntusu ile yapan bir kimse değilsin ki” karşılığını vermiştir.[2]
Bu hadîs ile; şekil bakımından benzerlik arzeden davranışların, şahıslara göre farklı değerlendirmelere tâbî tutulması gerektiği esâsı getirilmektedir. Zîrâ gösterişe, kibir ve gurur gibi ahlâkî olmayan davranışa yol açan husus, elbisenin kendisi değil, onu giyen şahsın tavn, duruşu, yürüyüşü ve edâsıdır.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, çevresindeki insanlan, güzel örnek oluşturacak şekilde terbiye etmeyi hedef almıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in bir
 
topluluğu oluşturan insanların yürümesi, oturması, kılığı-kıyafeti, tavrı, hareketi gibi teferruat telâkkî edilebilecek yönleri ile de yakından ilgilenmesi, fevkalâde dikkat çekicidir. O (s.a.v), ümmetini babanın çocuğunu eğitir-öğretir gibi, daha da mükemmel bir biçimde eğitmiş-öğretmiştir; hem de hayatının her safhası için.
Kurân-ı Kerîm’de, Lokman (a.s)’ın ağzından çocuğuna öğüt verilirken, diğer ahlâkî prensipler yanında: “Yavrum! Yeryüzünde çalımla yürüme, çünkü Allah, kasılıp kurutanların hiç birini sevmez. Yürüyüşünde mutedil ol... sesini de biraz kıs... ” buyrulmaktadır.[3]


METİNLER
1)    Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor:
“Ben, Resûlullah (s.a.v)’den daha güzel bir şey görmedim. Hattâ, sanki güneş yüzünde akıyordu. Yürürken de Resûl-i Ekrem (s.a.v)’den daha süratli yürüyeni görmedim. Sanki yer ayağının altında katlanıyordu. Ona yetişmek için, biz kendimizi zorluyorduk (ona yetişmeye çalışıyorduk). Fakat kendisi, kendisine sıkıntı verecek şekilde sür’atle yürümezdi. Vakar ve teennî ile yürürlerdi.” (Yerin ayağının altında katlanması, mûcizelerindendir.)[4]

îzah
Îbnü’l-Cevzî (r.a) der ki: İbn-i Abbas (r.a) rivâyet etmektedir: “Resûl-i Ekrem (s.a.v)’in gölgesi yoktu. Huzurunda bir çıra yandığında veya ay ışığı olduğunda yüzünün nûru o ışıktan fazlaydı. Allah sevgilisinin bütün âzâları güzeldi, ancak yüzünün güzelliği vücûdunun güzelliğinden daha fazlaydı. Onun için Ebû Hureyre (r.a) yüzünün nûrunu anlatmaktadır.

2)    Hz. Ali (k.v) buyuruyor:
“Nebî (s.a.v), (kibirli kimseler gibi göğsünü öne doğru çıkarmayıp) öne doğru hafif eğilerek, sanki yüksekçe bir yerden iniyormuş gibi yürüyorlardı.”[5]

3)    Yine Hz. Ali (k.v)’den rivâyete göre: “Yürüdüğü zaman, ayağını yerden kuvvetlice kaldırırdı, ayağım yere sürterek yürümezdi.”

4)    İbn-i Abbas (r.a)’dan rivâyet edilmiştir:
Ibn-i Abbas (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) yürüdüğünde tembel değil, derli toplu yürürdü.”[6]
Heysemî (r.a) şunu eklemiştir: “Resûlullah (s.a.v)’in yürüyüşünde sağa ve sola dönmediği, tembel ve gevşek olmadığı bilinirdi.”

-------------------------
[1] Buhârî, Tecrid Tercümesi, 12/118-119
[2] Buhârî, 4/193
[3] Lokman, 31/18-19
[4] Tirmizî, s.157
[5] Tirmizî, s.158
[6] Müsned, 1/328

Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
Etiketler:
Geri Bildirim!