"(Resûlüm!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam. 72/20”"
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Oturuş Tarzı
09/04/2014
        Resûlullah (s.a.v) Efendimizin oturuş şekillerine dâir bize intikâl eden kaynaklar, hadîs metinleri arasına serpiştirilmişlerdir. Bunlar şu şekillerden oluşmaktadır:
1.    Kurfesâ biçiminde oturuş: Bu oturuş biçimi şöyledir. İnsanın, oturağı üzerine oturarak, dizlerini kamına doğru iyice çekip kollan arasına aldıktan sonra, ellerinin önden bağlanması şeklinde bir oturuştur. Kaynaklarda Hz. Peygamber (s.a.v)’in zaman zaman bu şekilde oturduğunun görüldüğüne dair rivayetler bulunmaktadır.[1]
2.    İhtibâ yaparak oturma: İhtibâ, bir önceki oturuş şeklinin aynıdır. Ancak, orada dizler el ile bağlandığı halde, burada kemer veya kuşak gibi bir eşya ile bağlanmaktadır.
3.    Bağdaş kurma: Bu oturuş şekli, biz Türkler arasında çok iyi bilinir. Ebû Dâvûd’un kaydettiği bir rivayete göre, “Hz. Peygamber, sabah namazını kıldırdıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, bağdaş kurarak otururdu.”[2] Resûlullah (s.a.v) Efendimizin başka zamanlarda da bu şekilde oturduğu görülmüştür.[3] 
4.    Çömelme: Hadîs metinleri arasında, Peygamber (s.a.v) Efendimizin çömelerek oturduklarına dâir rivâyetler de bulunmaktadır. [4] Bu oturuş şeklinin, daha çok yemek yerken kullanıldığı görülmektedir.
5.    Sırtüstü uzanıp ayak ayak üstüne atma: Bu oturuş şekli, daha çok bir dinlenme vaziyetidir ki, kaynaklarda Hz. Resul (s.a.v)’in, Mescid-i Şerif de, sırtüstü yatıp ayak ayak üstüne koyarak istirahat ettiklerinin görüldüğüne dâir rivâyetler yer almaktadır.[5]
6.    Ayağını sarkıtarak oturma: Bu, açık arazide yüksekçe bir taş, duvar veya kuyu gibi bir nesne üzerine oturup, ayakların aşağıya doğru sarkıtılması şeklindeki oturuştur. Hadîs metinleri arasında, Hz. Peygamber (s.a.v)’in bâzı ashâbı ile birlikte, bir kuyu bileziğine oturarak, ayaklanın kuyu boşluğuna sarkıttıklarına dâir rivâyetlere de rastlanmaktadır. [6]
7.    Diz Çökme: Hz. Peygamber (s.a.v)’in oturuş tarzlarına yer veren kaynaklarda, diğerleri gibi ayrı bir başlık altında, diz çökerek oturduklarına dâir divâyetlere rastlanmamaktadır. Ancak, hadîs metinlerinin sebeb-i vürûdu kısımları ile ashabın hayâtını anlatan tabâkat kitaplarının satırları arasında bu durumu tesbit etmek mümkündür.
           Resûlullah (s.a.v) Efendimizin oturuş şekillerine âid olan kaynakların üslûbunda bir ince nokta dikkat çekmektedir. Bu da, yukarıda maddeler hâlinde ele alınan oturuş şekilleri tesbit edilirken, görgü şâhidi olan sahâbîlerin hemen hemen hepsinin: “... Ben, Hazreti Peygamberi şu tarz otururken gördüm” diye bir ifâde kullanmalarına rağmen, sâdece “diz çöktü” biçimindeki oturuşunun tesbitinde bu ifâdeye yer vermemiş olmalarıdır. Hadîs kitaplarının daha çok “namaz” ve “yiyecekler” bölümünde yer alan bu oturuş şekline dâir kaynaklar, hep, “... diz çöküp secde etti.”[7]  “... oturuyordu; hemen toparlanarak diz çöküp şöyle dedi...” [8] tarzında bir uslûbla anlatılmıştır.
“Diz çökme, Zât-ı Risâlet (s.a.v)’in mûtad oturuş tarzıdır.” İşte bu sebepten dolayıdır ki, ashabdan birisinin: “Ben, Peygamber (s.a.v) Efendimizi diz çökmüş vaziyette gördüm” demesi, mâlûmu îlâm yâni, bilineni tekrar bildirmek olurdu ki, bunun da ilgi çekici bir yönü kalmazdı. İşte ashâbın görüp anlattığı diğer oturuş tarzları, onların zaman zaman ve nâdiren Resûlullah (s.a.v) Efendimizin şahsında müşâhede ettikleri oturuş şekilleridir.
          Görüldüğü gibi, Peygamber (s.a.v) Efendimiz, hayâtın çeşitli safhalarında, yerine göre yukarıda yedi maddede sıralanan şekillerin hepsi ile de oturmuş ve böylece ümmetini belli bir şekille bağlamamış ve onları tek tip oturuşla mukayyed kılmamıştır. Onun (s.a.v) davranışlarında hep, fıtrata uygunluk müşâhede edilmektedir. 
METİNLER
1)    İbn-i Ömer (r.a)’den rivâyete göre, İbn-i Ömer:
“Nebî (s.a.v)’i Kâbe’nin bir tarafında bir eliyle şöyle ihtibâ ederek oturduğunu gördüm” demiştir.[9]
îzah
Hadîste geçen ihtibâ, kişinin iki kaba eti üzerine oturup, dizlerini dikerek ve ellerini de dizlerine kenetleyerek = sararak oturmasıdır. Bu tip oturmaya derviş ıstılâhında kemend tâbir olunur. Dayanacak bir şey bulunmayan kırda bayırda bu şekilde oturmakla istirahat edilebildiğinden, ihtibâ herkes tarafından bilinir. Bir eli ile de iki eli ile de ihtibâ edilebilir. Hadîs metninde “Hâkeza=şöyle” denildiğine göre, İbn-i Ömer (r.a)’ın ihtibâyı bilfiil gösterdiği anlaşılıyor.
Şunu da bildirelim ki, Buhârî (r.a)’in bu babda rivâyet ettiği üzere, Resûl-i Ekrem (s.a.v) dayanarak, yaslanarak muhtelif şekillerde oturmuştur. Çünkü oturmanın teşrî kılınmış, yâni şerîate göre emredilmiş belli bir şekli yoktur. Avret mahalli açılmamak şartıyla, her şekil ve sûrette oturmak mübahtır.
Bu hakîkî ve İlmî durumu bildirmek üzere Buhârî (r.a) burada “kolay olduğu gibi oturmak=kolayına geldiği şekilde oturmak” başlığıyla konu açarak bu genel ve serbest vaziyete, ancak avret yerinin açılmasının istisnâ olduğunu bildirmek üzere Ebû Saîd Hudri (r.a)’in şu mealdeki hadîsini bildirmiştir.
Bu rivâyete göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz iki giyiniş ve oturuş tarzı ile, iki türlü alış-veriş şeklini nehyetmiştir, yasaklamıştır.
Nehyolunan iki oturuş şekli samıma’ ve ihtibâ’ denilen oturuş vaziyetidir İçi, ikisi de ekseriyetle Bedevî hayâta âiddir.
Samıma’: Bir parça bezden ibâret ihrâmını kişinin bir omzuna atarak, yücûdunun bir tarafını örtmek, diğer tarafını açık bırakmaktır ve yasaklanmıştır.
İhtibâ’ da bir parça astara bürünüp edeb yerini açık bırakmaktır ki, ihtibâ’nın bu şekli de yasaklanmıştır. Çünkü ihtibâ’nın bu şekli, îzah etmekte olduğumuz Abdullah İbn-i Ömer hadîsindeki ihtibâ’ şekli değildir.
Resûl-i Ekrem (s.a.v)’in yasakladığı iki türlü alış veriş şekli de, mülâmese (el ile dokunma) ve münâbeze (bırakmak-almak) denilen alım satımdır. Metâ’ı = malı görüp iyice muayene etmeden meçhul üzerine muameledir ki, münâkaşayı mûcib bir muamele olduğu için, bu iki türlü alış-veriş de yasak edilmiştir. 

2)    Ebû Saîd (r.a)’den:
“Peygamber (s.a.v), oturduğu zaman dizlerini diker, eliyle dizlerini sarardı”[10]

3)    Ebû’d-Derdâ (r.a)’dan:
“Peygamber (s.a.v) oturduğunda, biz de etrâfinda otururduk. Şâyet geri gelmek niyetiyle (meclisten) kalkmışsa, ya pabucunu yahut üstündeki (ridâ, sarık gibi), bir şeyi çıkartıp oraya bırakırdı. Ashâb da onun geri geleceğini anlar, yerlerinden kımıldamazlardı ve onun dönüşünü beklerlerdi.”[11]

4)    Ubâde İbn-i Temîm’den, o da Amcası Abdullah İbn-i Zeyd’den:
“O, Peygamber (s.a.v)’i mescidde bir ayağını diğer ayağının üstüne koymuş vaziyette, sırtüstü yatarken görmüş.”
Mâlik dedi ki: “İbnü’l-Müseyyeb’den Ömer ile Osman’ın da aynı şeyi yaptıkları bana ulaştı.”[12]

5)    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor:
“Resûl-i Ekrem (s.a.v) Mescid-i şerifte oturduktan zaman iki elini ayaklan üzerine bağlardı.” Ancak Cuma günü hatib hutbe okurken o şekildeki oturuştan Resûlullah (s.a.v) bizi men ettiler, çünkü uyku getirir. Hutbeyi dinlemeye mâni olacağı gibi abdestin bozulmasına da sebep olur.

--------------------
[1] Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/138
[2] Ebû Dâvûd, 6/363
[3] Buhârî, el-Edeb'ül-Müfred, s.403
[4] Müslim, 3/1617
[5] Buhârî, el--Câmi'us-Sahîh, 1/122;7/68, 142:el-Edeb'ül-Müfred, s.405 ve İbn Mâce hâriç Kütübü Sitte'nin tamamında
[6] Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 4/196; 8/196
[7] Buhârî, 1/105
[8] el-İsâbe, 1/359
[9] Buhârî, c.12, s.326
[10] H.7774: Tirmizî ve Ebû Dâvûd
[11] H.7775: Ebû Dâvûd
[12] H.7795: Altı hadis imamı= Kütübü Sitte 

Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
 
Geri Bildirim!