"(Resûlüm! Onlara) öğüt ver (ve uyar). Sen ancak bir öğüt verici (ve uyarıcı)sın. 88/21 "
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Yemek Yiyiş Tarzı
10/04/2014
Peygamber (s.a.v) Efendimiz yemeği nasıl yerlerdi? sorusunun cevabına geçmeden önce, sözünü ettiğimiz iki rivâyeti sunalım. Zîrâ Resûlullah (s.a.v) Efendimizin yemek yeyiş ve sofrada oturuş tarzları oldukça farklı ve son derece dikkat çekicidir.
Ashabdan Ebû Ümâme (r.a)’in rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Rabbim, benim için, Mekke Vâdi’sini tamamen altına çevirebileceğini teklif etmişti. Buna karşılık, hayır Yâ Rabbi, dedim. Ben, yerine göre tok, yerine göre de aç durabilirim. Acıktığım zaman sana yalvarır ve seni hatırlarım; doyduğum zaman da sana şükreder ve niyazda bulunurum. ”[1]
Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz de, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz ile aralarında geçen bir konuşmayı şöyle anlatmışlardır:
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bana dediler ki: “Yâ Âişe, eğer ben istesem, altın dağları arkamdan benimle birlikte yürür gelir. Nitekim bir melek bana gelerek:
“Rabbinin sana selâmı var. Diyor ki: “Hükümdar (Peygamber olarak mı, yoksa kul) peygamber olarak mı yaşamak istersin?" Melek'in yanında bulunan Cebrâil (a.s), bana mütevâzî (alçak gönüllü) olmayı tercih etmemi işâret etti. Ben de, kul peygamber olarak yaşamayı tercih ettiğimi söyledim. ”
Hz. Âişe (r.anhâ) der ki: Artık o günden sonra, bir daha bağdaş kurup sofraya iyice yerleşerek yemek yemediler ve şöyle buyurdular:
“Ben, sıradan bir insanın yediği gibi yer ve sıradan bir kulun oturduğu gibi otururum. ”[2]
Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber (s.a.v), “Allâh’a kul” olmayı her şeye tercih etmiş ve peygamberlik imtiyazını şahsî hayatı için kullanmayı hiç düşünmemiştir.
Kaynaklarda Resûlullah (s.a.v)’in, sofrada nasıl “oturduklarından ziyâde, nasıl “oturmadıkları” üzerinde durulmuştur. Efendimiz (s.a.v)’in oturuş şekilleri hakkında, önceki bölümde bilgi verilmişti. Bu bölümde ise, sofrada hangi şekilde oturmadığı ve bunun sebeplerine değinilecektir. İlk devir kaynaklan, konu ile ilgili olarak, ittifakla tek metin kaydetmişlerdir. Bu metin de:
“Bana gelince ben, kat’iyyen iyice yerleşip oturarak yamek yemem ” hadîs- i şerifidir.[3]
Bağdaş kurup sofra başına iyice yerleşerek oturmak, o devrin Acem krallarının ve bâzı aşiret reislerinin debdebeli oturuş biçimleri idi. Böyle bir oturuş tarzı; aç gözlülük ve oburluk izlenimi vermesinin yanında, varlık gösterisi ve lüks hayat sürme tavrını da sergiliyordu. Resûlullah (s.a.v), sofrada “ittikâ” tâbir edilen bağdaş kurup iyice yerleşerek oturma şekline, bu sebeple tepki göstermiştir. Allah Teâlâ’nın bahşettiği nîmet karşısında bir mahviyet havasına bürünen Peygamber (s.a.v) Efendimiz, sofrada hep şükür hâli içinde bir tavır takınmışlar, aldıkları her gıdânm, hayırlı ve faydalı işler yapmaya vesîle olması için Cenâb-ı Hakk’a şükür ve niyazda bulunmuşlardır. İşte Peygamber (s.a.v) Efendimizin sofradaki oturuş tarzı, bu mânânın dışa aksetmiş şeklinden ibârettir. Nitekim bu tavrın bir başka inceliğini, ashabdan Abdullah İbn-i Büsr (r.a)’in rivâyet ettiği şu hadîs-i şerifte de görüyoruz:
Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e kuzu eti yemeği ikrâm etmiştim. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yemeği diz çökerek yediler. Bu sırada yanımıza gelen bir bedevî, yadırgar bir üslûb ile:
“Bu oturuş da ne oturuşudur? deyince; Hz. Peygamber (s.a.v):
Allah beni kerîm bir kul kılmış; serkeş bir zorba (Cebbâr-ı anîd) kılmamıştır” buyurmuşlardır.[4]
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin yemek yeyiş tarzlarına temâs eden klasik İslâmî kaynaklar, bir başka husûsa daha yer vermişlerdir. Bu da, “yemekten sonra üç parmağın yalanmasıdır. [5] Kaynaklarda bununla ilgili olarak, Hz. Peygamber (s.a.v)’in hem kendi tatbikatları, hem de sözlü tavsiyeleri yer almaktadır. Metinler bölümünde verilmiştir bu rivâyetler.
Evet, bugün artık yer sofrasında bağdaş kurup oturmak; kibir, gurur ve ihtişam gösterisi olmaktan çıkmış, bilâkis alçak gönüllülük ve tevâzû alâmeti olmuştur. Yine bugün, yer sofrasında ve tek kaptan da olsa, el ile yemek yemek, büyük ölçüde tarihe karışmıştır. Her evde çatal, kaşık vs bulunmaktadır. Bundan böyle, çorbayı kaşıkla içmek, pilavı çatal ile yemek de bir varlık gösterisi olmaktan çıkmıştır.
Şemâil-i Şerîfe
El ile yemek durumunda kalındığı zaman; baş, şehâdet ve ona parmak olmak üzere üç parmakla yenir. Bu üç parmağa yapışan yemeklerin, yemek sonunda, boşa giderilmeyip yalanması tavsiye edilmiştir.
Bilindiği üzere, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, israf ekonomisine yol açan bütün yollan kapama ve Allah Teâlâ’nın lütfettiği nîmetleri bir kırıntı, bir pirinç tanesine varıncaya kadar boşa gidermeme gayreti içinde olmuşlardır.
METİNLER
1)            Enes b. Mâlik (r.a) buyuruyor:
“Nebî (s.a.v) yemek yedikten sonra üç parmağını yalardı.” Bu hadîs-i şeriften anladığımız, yemeği üç parmakla yemektir. Zarûret olmadıkça iki parmakla yenmemelidir. Çünkü şeytan iki parmakla yemek yer.
2)            Ka’b b. Mâlik (r.a) buyuruyor:
“Resûlullah (s.a.v), üç parmakla yemeği yeyip, yedikten sonra da parmaklarını yalardı.” (Başparmak, şahâdet parmağı ve orta parmak)
Üçten fazla parmakla yemek câiz ise de, sünnete uygun hareket etmek en
iyisidir.
3)            İmam Müslim rivâyet ediyor: Resûlullah (s.a.v) buyuruyorlar ki:
“Elinizdeki lokmanız elinizden düşse, yenilmeyecek kadar kirlenmemişse veya temizlenmesi mümkünse onu temizleyip yiyin. Elinizi de yalamadıkça silmeyin. Çünkü yemeğin bereketinin hangi lokmada olacağı belli değildir. "[6]
îzah
İmam Nevevî (r.a) buyuruyor: Yenmek üzere hazırlanan bir yemekte mutlaka bereket vardır. Fakat o bereketin yenen yemekte mi, parmakta kalan bulaşıkta mı veya tabağın dibinde kalan artıkta mı yâhut düşen lokmada mıdır, bilinmez. En uygunu, bereketi elde etmek ve Allâh’m nimetine gereken hürmeti yerine getirmek için sünnete uygun hareket etmektir.
Yemek el ile yeniyorsa, yemek ânında parmaklan yalamak doğru değildir. Sofrada bulunan kimseleri tiksindirir.
4) Musab b. Süleym diyor ki: Enes b. Mâlik (r.a)’in şöyle dediğini işittim:
“Resûlullah (s.a.v)’e hurma getirdiler. Açlıktan dizlerini dikerek oturmuş olduğu halde hurmayı yediler.” Hurma yerken nasıl oturulursa câiz olduğunu bu hadîsten öğreniyoruz.[7]

---------------------------------
[1] İbn-i Sa'd, Tabâkat, 1/381
[2] İbn-i Sa'd, Tabâkat, 1/381
[3] Buhârî, 6/201: Tecrid Tercümesi, 11/423-424
[4] Ebû Dâvûd, 3/477: İbn-i Mâce, 2/1986
[5] Buharî, 6/213
[6] s.170
[7] Tirmizî, s.173


Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
 
Geri Bildirim!