"(Resûlüm!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam. 72/20”"
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Hayâsı
21/04/2014
       Bizim “utangaçlık” diye ifâde ettiğimiz tâbirin Resûlullah (s.a.v)’in dilindeki ve dînî metinlerdeki tam karşılığı “hayâ”dır. Hayâ kelimesi, kök olarak “hayat”tan türetilmiştir. Hayat ise, ölümün zıddı olan diriliğe denmektedir.[1]  Bu duruma göre hayâ, insanı mânen diri tutan değerler manzûmesinin can damarı demek oluyor.

      Dilimizde, insanı kendisine ve çevresine karşı saygılı davranma, dürüst ve ölçülü hareket etme çizgisinde tutan bu iki temel müeyyide (yaptırım) vardır. Bunlar, “Allah’dan korkma ve kuldan utanma duygusu” şeklinde ifâdelendirilmiştir. Ve yine bizim değer ölçülerimiz ile bu iki duygudan birisinin ihlâli “günah”, İkincisinin ihlâli de “ayıp” deyimleri ile dile getirilmiştir. Böylece, Allah (c.c) saygısını ihlâl edebilecek bir harekete günah; insanlara karşı saygısızlık sayılabilecek davranışlara da ayıp denilmiştir. Günah ve ayıp kusûrunu işleyen insanlar, çevreleri tarafından hoş karşılanmaz ve îtibar kaybederler.

        Hayâ, İslâm ahlâkının mihverini oluşturmaktadır. Bunun içindir ki, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz: “Her dînin bir ahlâk düzeni vardır; îslâm ’ın ahlâk düzeni de hayâ üzerine kurulmuştur ” buyurmuşlardır.[2]
Hayâ duygusu zedelenmiş, utanma hissini kaybetmiş insanların durumu, kontrolden çıkmış hareketli bir cisme benzer. Böyleleri, akıllarından her geçeni, kafalarına her eseni, içgüdülerinden her geleni, hiçbir bağ tanımadan yapma potansiyeline sâhiptir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v): "Tâ ilk peygamberlik müessesinden beri insanlar arasında dönüp dolaşarak gelen bir söz vardır. O da: “ Utanmadıktan sonra istediğini yap!" prensibidir" buyururlar. [3] Bu, utanma duygusunu yitirmiş insanın, yapamayacağı hiçbir şey yoktur, demektir.

        Peygamber (s.a.v) Efendimiz, hayâ duygusu bakımından da eşsizdi. O, insanların en utangacı idi. Ashâb-ı kirâm (r.a): “Biz, Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, hoşlanmadığı durumlar karşısındaki hâlini yüz hatlarından hemen anlardık” demektedirler. [4] Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz, başkalarının ölçüsüz kabaca davranışlarından son derece rahatsız olurlar; fakat bu gibi durumlarda, görüp görmemezlikten, duyup duymamazlıktan, bilip bilmemezlikten gelerek, onları mahcub edecek bir tavır takınmazlardı.   Hoşlanmadığı bir şey gördüklerinde, kişiyi değil, genel bir ifâde kullanırlar, ortaya söylerdi: “Bir kısım insanlara ne oluyor ki, onların şöyle şöyle yaptıklarını görüyor veya işitiyorum” şeklinde uyarmalarda bulunurlardı. [5]

        Ayrıca açıktan söylenmesini uygun bulmadığı veya doğrudan yapılan îkâzlann kırgınlıklara yol açabileceğini hissettiği durumlarda, kinâyeli bir üslûb kullanırlardı. Zîrâ O’na (s.a.v) göre önemli olan, kusurlunun teşhîri değil, kusurun izalesi, giderilmesi idi.
Utangaçlık hissi, insanda yüz kızarması şeklinde kendini gösterir. Bu, başkalarının görmesi uygun olmayan veya yapılmaması yapılmasından daha hayırlı bir davranış karşısında, insanın duyduğu rûhî huzursuzluğun bir belirtisidir.
      Peygamber-i Zîşân (s.a.v) Efendimizin utangaçlık hissi ile meşbû oluşları ve topluluk karşısında konuşurken çoğu zaman sıkılıp kızarması, bizzat kendilerinden kaynaklanan bir sebebe dayanmamaktadır. Zîrâ kendilerinin son derece hassas ölçülü bir davranış uslûbu vardı. Ne var ki, çevresindeki sayısız insanın, bu ölçülü üslûblu davranışa tam uyum sağlaması kası zamanda mümkün değildi. Onların, açık veren falsolu davranışları eksik olmuyordu. İşte, çevresinin bu gibi açıklan, sanki kendi yapmışçasına Resûlullah (s.a.v) Efendimizi üzüyor, mahcûb ediyor, utandın yordu.

O (s.a.v) hep, utanmayanın yerine utanma, yüzü kızarmayanın adına kızarma, hesapsız hareket edenin hesâbını düzeltme gayreti içinde olmuştur.

METİNLER

1)    Sehl İbn-i Sa’d (r.a)’dan naklen rivâyet edildi ki, Sehl (r.a) şöyle dedi:
“Resûlullah (s.a.v) çok utangaç idi. Kendisinden hiçbir şey istenmezdi ki, onu isteyene vermiş olmasın. Yâni muhakkak verirdi.

2)    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor:
“Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, duvağına bürünmüş, gelinlik kızdan daha utangaçtı. O’nun (s.a.v) bir şey karşısındaki hoşnudsuzluğu, mübârek yüzlerinden hemen anlaşılırdı.[6]

3) Cerîr (r.a)’den naklen rivâyet edildi. Resûlullah (s.a.v):
"Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise, hayırdan mahrum olur” buyurmuştur. [7]

İzah
Hadîs-i şerîf ve benzerleri, yumuşak davranmanın fazîletine ve şiddet göstermenin kötülüğüne delildir. Yumuşak davranmak her hayrın sebebidir. Bu sâyede Allah Teâlâ, kuluna, başka bir şeyden dolayı vermediği sevâbı verir. 

--------------------
[1] Kâmus, 4/936
[2] Muvatta', 2/905: İbn Mâce, Sünen, 2/1399
[3] Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/100: Muvatta', 2/158
[4] Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/96
[5] Ebû Dâvûd, Sünen, 4/346
[6] Tirmizî, s.361
[7] H:74


Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
Etiketler:
Geri Bildirim!