"Rasulüm biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik 21/107"
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin şakaları
21/04/2014
       Resûlullah (s.a.v) Efendimiz niçin şaka yapardı? Şakalarının arka plânlarında yatan gerçek ne idi? Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz daha çok kimlerle şakalaşırdı? O’nun şakalarının hedefi ve çerçevesi ne idi?
          Önce, bir durum tesbîti yapmakta fayda vardır. Şöyle ki; Peygamber (s.a.v) Efendimizin dış görünüşü son derece heybetli idi. O’nun bu durumu, özellikle bir kısım hilye ve hadîs metinlerinde, olayı yaşayanlar tarafından vurgulanarak belirtilmiştir. O’nu ilk görenler ve iç hâlini çok yakından tanımayanlar; hep, korkuya kapılıp titremişler, dilleri tutulup konuşamamışlar, çekinme ve sıkılma duygusuna düşüp ter dökmüşlerdir. Böyle durumlar karşısında, muhatabını yatıştırmak için Fahr-i Kâinât (s.a.v) Efendimiz:
         “Ben, ne bir kralım, ne de bir zorbayım; bilakis, Mekke’de et kurusu yiyen Kureyşli bir kadının oğluyum’’ diyerek, kendini halktan biri seviyesine alabildiğince çekmeye çalışırdı. [1]
Yeni karşılaşanların bu hâli bir yana, devamlı berâber olanlar arasında da Peygamber-i Ekber (s.a.v)’in yüzüne doya doya bakamama sıkıntısı çekenler vardı. Vardı değil, bakabilenler çok azdı. Hatta toplantı hâlinde iken, Hz. Ebû Bekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) dışındaki ashâbm, hep önlerine baktıkları; Hz. Peygamber ile sâdece bu iki sahâbînin göz göze gelebildikleri söylenir.
Bu durumu daha sonra Mısır Fâtihi unvânı ile tarihe geçecek olan Amr İbn As (r.a), âhir ömründe şöyle dile getirir:
        “Resûl-i Ekrem ile uzun zaman birlikte bulundum. Fakat onun huzûrunda duyduğum utangaçlık hissi ve ona karşı beslediğim tâzim duygusundan dolayı, başımı kaldırıp da doya doya mübârek yüzlerine bakamadım. Eğer, bugün bana: “Bize Resûlullah (s.a.v)’m vücut yapısını anlat” deseler, inanın beceremem.”
         İşte, gerek yaratılışındaki heybetli hâli, gerek İlâhî vahyin muhâtabı oluşu, Peygamber (s.a.v) Efendimizi, diğer insanlardan farklı bir konuma oturtmuştu. Bu sebeple tevâzû ve şaka, onun bu konumunu perdelemek=kamufle etmek ve sıradan insanlara daha da yaklaştırmak için takındığı bir tavır idi.
         Hz. Peygamber (s.a.v) daha çok kimlerle şakalaşıldı? sorusuna, onun şakalarına muhâtab olan ashâbınm anlattıkları ışık tutmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in hâne halkı arasında farklı bir mevkîe sâhip olan Enes İbn-i Mâlik şu bilgiyi vermektedir:
“Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, çocuklara karşı, insanların en çok şaka yapanı idi.” Bir başka münâsebetle de, yine Enes (r.a): “Peygamber (s.a.v) Efendimiz, insanlar içinde, hanımlarına en çok şaka yapan kimse idi” der.[2]
          Peygamber (s.a.v) Efendimiz, daha çok, yârının büyüğü olacak çocuklara; âile saadetinin devâmını canlı tutacak olan hanımlarına; bir nev’î kenara itilmiş olup da hiç kimsenin ilgisini çekmeyen fakir fukarâ zümresine; ve çevresinde sevgi bekleyen kimselere şaka yapmıştır.
Bir başka gerçek daha vardır ki, bu da; Peygamber (s.a.v) Efendimizin kimlere şaka yapmadığı husûsudur. Resûlullah (s.a.v); toplumda sorumluluk yüklenmiş, ciddiyet isteyen görevlere atanmış ve her an kendilerine ağır vazifeler verilme durumunda olan ashâbma karşı, gerçekleri dolaylı yollarla değil, bütün çıplaklığı ile ifâde etmişlerdir. Resûlullah (s.a.v)’in, sağ kolu durumundaki bir Hz. Ebû Bekir (r.a)’e, cemiyette ciddiyet ve otorite dengesini dâimâ canlı tutmakla vazifeli bir Hz. Ömer (r.a)’e, bilhassa kıtlık ve seferberlik dönemlerinde devletin yedek hazînesi rolünü oynayıp nâmerde el açtırmayan bir Hz. Osman (r.a)’a, hicret karârını aldığında ölüm döşeğine yatırmaktan tutup, devlet başkanlığı vekâletine kadar her ciddî işi kendisine havâle edebildiği bir Hz. Ali (k.v)’ye, fethedilen her yeni bir bölgenin eğitim-öğretim düzenini kurmakla görevlendirdiği bir Muâz b. Cebel (r.a) ve Ebû Mûsâ el-Eşârî (r.a)’ye; Bizans tmparatoru’na diplomat olarak gönderdiği bir Dıhyet’ül-Kelbî (r.a)’ye ve daha benzeri nicelerine, şaka yollu bir söz söyledikleri ve böyle tutum içine girdikleri olmamıştır.
        Demek oluyor ki şaka; bâzı insanlara gerçeği söylemenin bir başka üslûbudur. Çocuğa, yaşlı kadına, ihtiyara, alıngana, ince ruhlu ve beklentisi olan kimselere, bâzı hakikatleri anlatma tarzıdır. Peygamber (s.a.v) Efendimiz; alay etme, hafife alma, dalga geçme, küçük düşürine gibi insânî olmayan bir maksatla yapılan şakaları şiddetle kınamışlardır.
Pek çok kaynaktan da anlaşılacağı üzere, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin şakalarında, bâzı incelikler dikkat çekmektedir. Şöyle ki:
Şaka; bir gönül alma ve karşıdaki insanın dilinin bağını çözme vâsıtasıdır.
Şaka; büyüğün bulunduğu azamet kürsüsünden inip, küçüğün arasına karışma tavrıdır.
Şaka; küçüğü büyütmek için, büyüğün bir anlık küçülmesi hâlidir.
Şaka; insanın kendisini bilmesinin, kendine güvenmesinin bir tezâhürüdür.
Şaka; makam, mevkî, şöhret, para, mal, mülk, ilim, ibâdet, hayrât sâhibi kimselerin, bunları putlaştırmadığını gösteren bir istiğnâ hâlidir.
Ve şaka; kaldırana yapılır, ondan anlamayana değil. 

METİNLER
Bilindiği üzere alay, eziyet ve kırıcı olmadan yapılan şakalara latîfe, mîzah denir. Resûlullah (s.a.v) bâzen ashâbın gönlünü hoş tutmak için latîfeler yapardı. İnsanı güldüren, kalb katılığı meydana getiren, Allâh’ın (c.c) zikrinden, tefekküründen uzaklaştıran, kinci ve kıskanç olup da, heybet ve vakarı yok eden şakaları Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz yasaklamışlardır.

1)    Enes b. Mâlik (r.a) anlatıyor;
“Nebî (s.a.v) latîfe olarak bana; “Ey iki kulaklı diyordu.” [3]

2)    Enes b. Mâlik (r.a) buyuruyor: Resûlullah (s.a.v) bizimle berâber olurlardı. Hattâ küçük kardeşime latîfe ederek:
“Ey Ebû Ömeyr, Nugayr’a ne oldu?” diye şakalaşırlardı.
Ebû Ömeyr künyesiyle anılan, Hz. Enes’in anne bir kardeşidir. Nugayr, o küçük çocuğun oynadığı serçe gibi, Medîne halkının bülbül dedikleri kırmızı gagalı küçük bir kuştur.
îzah
Tirmizî (r.a) buyuruyor ki, bu hadîsten çıkanlan fikrî hükümler şunlardır: Peygamber (s.a.v) Efendimiz latîfe etmiştir. Küçük bir çocuğu künyesiyle çağırmıştır (Ebâ Ömeyr: Ömerciğin babası, demiştir). Küçük çocuğun kuşla oynaması, kuşu incitmemek şartıyla câizdir. Kuş, kafeste yetişen cinsten olmak koşuluyla, çocuk için kafeste kuş beslemek câiz görülmüştür. Kafeste yaşayamayan kuşların, çocukların eline verilmesi doğru değildir; büyükler günahkâr olur.

3)    Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor Ashâb-ı kirâm (r.a) şöyle buyurdular: Yâ Resûlallah (s.a.v), siz bizim şaka yapmamızı yasaklıyorsunuz; fakaz kendiniz, bizimle latîfeler yapıyorsunuz dediklerinde, Resûl-i Ekrem (s.a.v):
“Evet. Ne var ki, ben haktan başka bir şey söylemiyorum (söylemem)" buyurdular. 

---------------------
[1] Ali el-Kârî, Cem'ul-Vesâil, s.334: İbn-i Mâce, Sünen, 2/1100
[2] İbn'ül-Esîr, en-Nihâye, 3/466
[3] Tirmizî, s.260


Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
Etiketler:
Geri Bildirim!