"(Resûlüm! Onlara) öğüt ver (ve uyar). Sen ancak bir öğüt verici (ve uyarıcı)sın. 88/21 "
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Gülüş Tarzları
07/04/2014
 Kaynakların ittifakla kaydettiklerine göre, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yaratılıştan güzel çehreli, güleç yüzlü idi. Tebessüm denen gülümseme, onun mübârek yüzünden hiç eksik olmazdı. En sıkıntılı anlarında bile, üzüntülerini belli etmezler, yanında bulunanların içini karartacak bir tavır sergilemezlerdi. Bilhassa sevdikleri kimselerle karşılaştıklarında, öylesine tebessüm ederlerdi ki, böyle anlarda, yüzleri ay gibi parıldardı.
Şu bir gerçektir ki, gülümseme=tebessüm, mutlak mânâda bir sevincin ifâdesi değildir. Üzüntüsüz, sıkıntısız, dertsiz, tasasız insan olmaz. Hatta belâ ve musîbete, üzüntü ve sıkıntıya en çok dûçâr olanlar peygamberlerdir. Onların içinde de Resûlullah (s.a.v) Efendimizdir. Daha sonra da, derece derece evliyâullah ile mertebeleri bir diğerinden üstün olanlar, bu imtihan sırasından geçirilmektedir.[1]  Gerçekten Efendimiz (s.a.v) kadar endişeli, onuh kadar hüzünlü ve onun gibi içi yanık bir başkasını daha düşünmek mümkün değildir. O’nun (s.a.v), ümmetine düşkünlüğü ve bu husustaki hassâsiyeti, hadîs metinleri arasında hep birer motif olarak ifâde edilegelmiştir. Bir metinde geçtiği üzere: “Fahr-i Kâinât (s.a.v) Efendimiz, dâimâ hüzünlü ve her an tefekkür hâlinde idiler.” Bu onun iç dünyâsıdır; bu yanardağın dıştan görünüşü ise bir cennet bahçesidir.
İşin aslına bakılırsa; Allah’ın (c.c) nûru ile nurlanıp, Resûlullah (s.a.v)’m feyzi ile feyizlenen, kendini Allah rızâsı için kitlelere adamış insan-ı kâmiller ve mürşîd-i hakîkilerde de derece derece, bu iç-dış dengesinin âhengi, gören gözlere ayân olmaktadır.
Bu tabiî halleri dışında Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, bir de gülüşleri vardı. Hadîs kaynakları, O’nun nelere ve nasıl güldüklerine dâir pek çok kaynak kaydetmişlerdir. Özellikle Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, Peygamber (s.a.v) Efendimizin gülüş tarzlarını şu şekilde anlatmışlardır: “Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, küçük dili gözükecek şekilde kendinden geçercesine güldüklerini hiç görmedim. O’nun gülüşü, tebessüm şeklinde idi.[2]
Hz. Peygamber (s.a.v)’in diğer sahâbîlerinin birçoğu da, çeşitli münâsebetlerle, O’nun bu gülüş tarzını anlatırken “... Öyle ki, azı dişleri gözükecek derecede güldüler” şeklinde bir ifâde kullanmışlardır. [3] Bu ifâdeler, mecâzî bir anlatım tarzıdır, şu veya bu dişlerin görünüşünden çok, gülüşün derecesini anlatmaktadır. İmam Gazzâlî (r a)*in de dediği gibi, bu gülüş tarzında, dişler gözükür; fakat ses işitilmez. İşte bu Peygamber (s.a.v) Efendimizin gülüş tarzıdır.[4] 
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yerli-yersiz, mânâlı-mânâsız gülmeler- gülüşmelerden de hoşlanmazlardı. Şöyle buyurmuşlardır bu mevzûda: “Çok gülmeyiniz; zirâ gülmenin aşırısı kalbi öldürür. ”[5]
Hz. Peygamber (s.a.v)’i güldüren olaylardan da bir kaynakla iktifâ edelim: Süheyb-i Rûmî adlı sahabî, ilk müslümanlardandır ve İslâm uğrunda çekmediği çile kalmamış ashab gurubundandır. Diğer bütün güzel meziyetlerinin yanında; hazırcevap, sen-şakrak ve nüktedân bir mizâca da sâhiptir. O (r.a) anlatıyor:
“Hicret yolculuğu sırasında, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz ile Kubâ Köyünde buluştuk. Ashâbı ile yemek yiyorlardı; önlerinde de ekmek ve hurma vardı. Bana da: “Buyur, sen de ye” buyurdular. O sırada ben göz ağrısı çekiyordum. Hemen sofraya oturdum, hurmadan yemeye başladım. Peygamber (s.a.v) Efendimiz ise îkaz ederek: “Hem gözün ağrıyor, hem de hurma yiyorsun! deyince: “Ağrımayan tarafımla çiğniyorum yâ Resûlullah (s.a.v)!” dedim. Bu cevâbım üzerine, dişleri gözükünceye kadar güldüler. [6]
Elde bulunan oldukça zengin kaynaklardan anlaşılıyor ki, çeşitli karakterdeki insanların; zaaflarına zebûn oluşları, fırsat düşkünlükleri, beklenmedik güzel davranışları, niyetlerini saf saf îtiraflan, çocukça hareketleri ve tabiatı îcâbı bir bedevinin kabaca tavn, Resûlullah (s.a.v)’in şahsında hep, gülme şeklinde ifâdesini bulmuştur.
 
  1. Câbir b. Semûre (r.a) anlatıyor:
“Resûlullah (s.a.v)’in gülüşü, tebessümden ibâretti. Yüzüne baktığım zaman gözlerine sürme çekilmiş gibiydi, fakat gözleri kendiliğinden sürmeliydi.”[7]
  1. Abdullah b. Hâris (r.a) diyor ki:
“Ben Resûlullah (s.a.v)’den daha çok tebessüm eden (gülümseyen) bir kimse görmedim.”

---------------------
[1] Tirmizî, Sünen 4/601

[2] Buhârî, Cami'us-Sahîh, 7/94-95
[3] Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 7/94
[4] Gazzâlî, İhya, 3/128
[5] Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, s.98
[6] İbn-i Mâce, 2/1139
[7] Tirmizî, s.252


Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
Geri Bildirim!