"(Resûlüm!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam. 72/20”"
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Konuşma Tarzları
07/04/2014
         Resûlullah (s.a.v)    Efendimizin konuşma tarzları, yâni    onun ses tonu, telâffuzu, konuşma hızı, konuşurken    takındığı tavır gibi, daha çok şekil ve dış görünüşe âid hususlar, bu bölümün konusunu oluşturmaktadır.
        Diğer özellikleri    yanında,    Hz. Peygamber (s.a.v)’in    en bâriz husûsiyetlerinden biri de, onun konuşmasındaki güzellik ve mükemmellikti. Esâsen hitâbet ve belâgat, peygamberliğin vazgeçilmez bir vasfıdır. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz: "Ben az-öz söz söyleme (cevâim’ül-kelîm) özelliği ile donatılmış olarak gönderildim ” buyurarak[1], diğer insanlardan farklı bir ifâde gücüne sâhip olduğunu belirtmişlerdir.
        Bu, mevhîbe-i Rabbâniyye ölan özelliğine ilâve olarak, yetiştiği çevre de, Peygamber (s.a.v) Efendimizin fasîh konuşmasında büyük rol oynamıştır. Arapda iki kabile vardır ki, her ikisi de fesâhat ve belâgatta en ileri olanlarıdır. Bunlardan Kureyş, Hz. Peygamber    (s.a.v)’in    mensub olduğu, Havâzin ise Peygamber
(s.a.v)’in arasında yetiştiği kabiledir. [2]
        Resûlullah (s.a.v) Efendimizin konuşma tarzına yer veren kaynaklardan mülhem, mes’eleyi şöyle özetleyebiliriz: Hz. Resûl (s.a.v) tâne tâne, açık-seçik ve herkesin takip edip anlayabileceği bir tarzda konuşurlardı. O kadar ki, dinleyenler eğer kelimelerini saysa, onları teker teker sayabilirlerdi. Yerine göre de konuşması sırasında geçen önemli cümlelerini üçer defa tekrar ederlerdi.
Bilindiği gibi Resûlullah (s;a.v)’in şahsiyeti çok yönlüdür. Onun peygamberliğinin şumûlüne, insanı ilgilendiren ve insanlığın ilgilendiği bütün mes’eleler girmektedir. Yerine göre bir vâiz, bir müftü, bir hâkim; yerine göre bir muallim, bir terbiyeci, bir âile reisi; duruma göre bir diplomat, bir kumandan, bir fâtih; bütün bunların yanında geniş dostluk çevresi olan bir cemiyet adamıdır. Ve o (s.a.v), dost-düşman, müslim-gayrimüslim, zegin-fakir, büyük-küçük, kadın-erkek her kesimle muhatab olmuştur. Bu sebeple Resûlullah (s.a.v)’in konuşma tarzını tek çerçeve içinde değerlendirmemek gerekir.
      Peygamber (s.a.v) Efendimizin konuşma tarzını şöyle özetleyebiliriz: Sohbet ederlerken; ashâbına karşı dâimâ mütevâzi bir kardeş, şefkatli bir öğretmen ve merhametli bir baba gibi davranmış; bâzı muâşeret kurallarını öğretmek istedikleri zaman da onlara tatlı bir üslûb ile hitâb etmiştir. Yaşlı kadınlara, küçük çocuklara ve Allah-Peygarnber âşığı fakir fukara ile çâresizlere karşı, söyleyeceklerini bâzen şakacı, gönül alıcı, sevindirici, ümit verici ve teşvîk edici bir biçimde söylemişlerdir. 

         Hz. Peygamber (s.a.v), genellikle, sâdece bu vasıflan ile takdim edilmeye çalışılmıştır ki, bu bir eksikliktir! Zîrâ o (s.a.v), yerine göre; Allah (c.c) için gazablanmış ve bu öfkesini de belirtmiştir. Bu öfke ve gazab, kendi şahsı için değildir ve hiçbir zaman da nefsi için gazaba gelmemiştir. Meselâ:
          Resûlullah (s.a.v)’in, topluhık karşısındaki konuşmalannın tonu da üslûbu da çok farklıdır. Hutbe tarzında konuşmalardır ve bu tür konuşmaları, üslûb bakımından, sohbet tarzındaki konuşmalanndan çok farklıdır ve hepsi de kısa cümleli, kesin ve açık ifadelidir. Verilen bilgilere göre; halka hitâben yaptığı konuşmalarda, Hz. Peygamber (s.a.v)’in gözleri kızanr, sesinin tonu yükselir ve gazabı iyice artar; aynen sabah akşam birliğini kontrol edip onlara çeki-düzen veren bir komutan edâsı takınırdı. Bu türden konuşmalanm yaparken, elinde, hem dayanmakta, hem de öteye beriye işâret etmekte kullanılan “muhsıra” denen (asâ, baston, değnek türünden) bir çubuk bulunurdu.
         Bir örnek verirsek: Kureyş’in ünlü âilelerinden birinin hanımı hırsızlık yapmış ve durum adâlete intikâl ettirilmişti. Bu âile Resûlullah (s.a.v) Efendimize, Üsâme b. Zeyd (r.a)’i şefaatçi olması için göndermişlerdi. Üsâmeyi dinlerken mübârek yüzü renkten renge giren Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, o, sözünü bitirir bitirmez, onu iyice azarlamış ve bu hâdise üzerine o günün akşamı halkı toplamış ve onlara hitâben şu sert konuşmayı yapmıştır:
        “Ey insanlar! Sizden önceki milletlerin helak oluşlarına şu davranışları sebep olmuştur; onlar, eşraftan biri suç işlediği zaman örtbas etmişler, sıradan birisi hırsızlık yaptığında ise onu cezalandırmışlardır. Şunu çok iyi biliniz ki, hırsızlık yapan kimse, eğer Muhammed’in kızı Fâtıma da olsa, vallâhi elini keserdim. ”[3]
        Hz. peygamber (s.a.v), bilhassa lüzumsuz aşırılıkları, İslâm’a söz getirebilecek ölçüsüz davranıştan ve temel prensipleri zedeleyici hareketleri hiç hoş karşılamazlar; bu türden olaylar kendilerine intikâl ettikçe üzülürler, öfkelenirler, açıktan tavır takınırlar ve sert bir dil ile îkâz ederek bunlan önlemeye çalışırlardı. Mesela cemaatle namazın, halkı yoracak kadar uzatıldığı Efendimiz (s.a.v)’e şikâyet edilince, veciz bir konuşma Irad buyuruyorlar. Hâdiseyi anlatan Ebû Mes’ûd (r.a), Resûlullah (s.a.v)’in o andaki tavrını şöyle ifâde eder: “Resûlullah (s.a.v) Efendimizi, o günkü konuşmasındaki kadar öfkeli konuştuğunu hiçbir zaman görmedim.”[4]
         Şu husus çok iyi bilinmelidir: Peygamber (s.a.v)’in gazabı ile, küçük bir iç tazyik karşısında kafasının tası atı veren sıradan insanlann gazabı arasında mukayese kabul etmez bir derece farkı vardır. Normal insanın kontrol mekanizmasını alt-üst eden gazab hâli, Hz. Peygamber (s.a.v)’in hayâtında en küçük bir sapmaya yol açmamıştır.
         Konu ile ilgili bütün eserlerde, Resûlullah (s.a.v)’in tek tip bir konuşma tarzının olmadığı, duruma göre birbirinden farklı bir konuşma tarzı ve üslûbunun olduğu anlatılmaya çalışılmıştır.
Evet, dostuna da düşmanına karşı da, edeplisine de edepsizine karşı da olsa Resûlullah (s.a.v)’in değişmeyen bir tavrı vardır: Normal insanda bile hoş karşılanmayan kaba, kırıcı, küçük düşürücü, hakaret edici, ölçüyü kaçıncı türden bir konuşma ve hitab tarzı, Ö’nun (s.a.v) şahsiyetinde hiç mi hiç yer bulamamıştır. “Allâh’ın salât ve selâmı ebediyyen onun (s.a.v) üzerine olsun. Amin.” 

METİNLER
Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimizin fesâhat ve belâgatini anlatmak, aslında hiç kimse için mümkün değildir. Zîrâ onu Rabbi Zü’l-Celâl ve ve’l-Cemâl te’dib etmiş, yetiştirmiştir.

1)    Hz. Âişe (r.a) vâlidemiz buyuruyor:
“Resûlullah (s.a.v) sizin konuştuğunuz gibi konuşmazdı. O, konuşurken ağır ağır konuşur, sözlerinin arasına fâsıla koyardı. Onu dinleyen, söylediğini derhâl ezberlerdi. Ağır konuşması kimseye sıkıntı vermezdi.” [5]
Bu da gösterdiği mûcizelerdendir. Onun konuşma zamânı bizim çabuk konuştuğumuz zaman kadar olurdu.

2)    Enes b. Mâlik (r.a) anlatıyor:
“Resûlullah (s.a.v) söylediği sözün üzerinde düşünebilmek için, söylediğini üç defâ tekrar ederlerdi.” [6]

3)    Hz. Âişe (r.anhâ)’dan şöyle rivâyet olunmuştur:
“Nebî (s.a.v)’in bir hâdiseyi hikâye ettiği olurdu. Anlatırken tek tek söylemeyle mübâlağa ederdi de, onun sözlerinin kelimelerini saymak isteyen kişi saysaydı, muhakkak sayabilirdi” demiştir. [7]

------------------------
[1] Buhârî, 8/76
[2] Süleyman Nedvi, Asr-ı Saadet, 2/821
[3] Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/16
[4] Bıhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/96
[5] s.248
[6] Buhârî, c.9, s.277
[7] H. 1463

Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
Geri Bildirim!