"(Resûlüm!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam. 72/20”"
Ana Sayfa   >   Siyer   >   Hayatı   >   İsra ve Miraç
İsra ve Mirac
30/11/-0001
I. BÖLÜM

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İN ALLAH KATINDAKİ YERİ

Allah (cc) Peygamberliği kime dilerse ona verir. Allah (cc) emin bir belde, savunulması kolay, dini, ticari ve tarihi bir şehir olan Mekke’de beşeriyetin en değerlisi, Ademoğlunun efendisi, Allah katında insanların en üstün ve mertebesi en yüce olan Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizi son nebi ve Rasul olarak gönderdi.

İnsanlar Arasında

Cahiliye döneminde Mekke devlet idaresi, on aile arasında paylaşılmıştı. Ümeyye oğulları yönetimin siyasi ve askeri kanadını, Haşimoğulları ise dini fonksiyonlarda görev almışlardı.
Rasulullah (s.a.v.) Haşim oğulların-dandı. Soyu-nesebi Hz. İbrahim (as)’a dayanıyordu. Soyu, temiz, asil, tarihi ve köklü bir ailedendi. Meşru evliliklerin neticesinde meydana gelmiş necib bir sülalesi vardı.
Tek Allah inancına dair gelenekleri devam ettiriyorlardı
O’nun soyundan çeşitli ırklardan insanlar vardı. Babilli, Mısır, Arap hatta akrabaları arasında Grek/Bizans asıllılar bile vardı.
Daha sonraki evlilikleriyle de sadece Arap olanlardan değil Yahudi, Kıpti soyundan gelen hanımları da olmuştur.
Bu durum onun birleştiricilik vasfını ortaya koyar.
Ayrıca Araplar kendilerine hitap edecek kişilerin şerefli bir soydan gelmesini şart koşarlardı.
Rasulullah (s.a.v.)’in akrabaları olan Abdülyeliloğulları, Taif’in yöneticileriydi.
Dedesi Abdülmuttalib’in annesi Hire’de hükümdar olan Lahmiler hanedanına mensuptu.
Ninelerinin geldiği aileler arasında; Kinane, Ezd, Huzaa, Kudaa, Süleym ve Adnan gibi o dönemlerde etkin olan pek çok kabileler vardı.
O dönemlerde akrabalık bağlarına çok önem verirlerdi.[1]
Fakat Rasulullah (s.a.v.) yetimdi. Herhangi bir makam ve mevki, rütbe elde etmesi mümkün ve söz konusu değildi.
O ömrü boyunca
        a. Fakir
        b. Mütevazi ve
        c. Zühd içinde yaşadı. Vefatında bile mal miras bırakmamıştı.

Dünyevi ve Uhrevi Faziletleri

“(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[2]
  1. O, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
  2. Ahlak ve davranışları yönüyle bizim için örnek ve rehberdir.
  1. O; mü’mine doğru yolu gösterdiği, münafığı öldürülmekten emin kıldığı, kafirin azabını ahirete bıraktığı için bütün insanlığa rahmettir.
  2. Hayatta olduğu müddetçe ashabı, vefatından sonra sünnetine tabi olan tüm ümmeti için rahmettir.
  3. Sadece insanlık için değil yer-gök, kainat için rahmettir.
“Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”[3]
  1. Güzel isimlerle yadedilmiştir.
  2. Kalbi İslam nuruyla aydınlatılmıştır.
  3. Günahlardan korunmuştur. “Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.”[4]
  4. Namı ve şanı yüceltilmiştir.
  5. Kendisine Kur’an-ı Kerim, diline özlü kelimelerle konuşma (cevâmiu’l-kelim)  yeteneği verilmiş.
  6. Fiziki ve ahlakı yönden üstün kılınmıştır.
  7. Allah’ın salatına mahzar olmuş.
  8. Kıyamet günü ilk kalkacak ve cennete ilk o girecektir.
  9. Şefaat hakkına sahip kılınmış, kendisine Kevser havzı ve Makam-ı Mahmud verilmiştir.[5]
  10. Ümmi olmakla birlikte kendisine peygamberlik, vahiy verilmiş İsra ve Mirac hadisesiyle de Allah onu kendi katına davet ederek; diğer peygamberler ve insanlardan apayrı bir değer ve üstünlük vermiştir.[6]
 
 

II. BÖLÜM

MİRAC’IN ÖNEMİ

İsra, “geceleyin yürümek” anlamına gelir.
“Yükselmek, yükseklik” anlamına gelen Arapça “A-R-C” fiil kökünden türetilen mirac ise “merdiven” veya “asansör” için bir isim olarak kullanılmıştır.
Dini bir terim olarak İsra Hz. Peygamber (sav) in geceleyin Mescid-i Haram (Mekke)’den, Mescid-i Aksa (Kudüs)’e götürülmesidir.
Mirac ise Mescid-i Aksa’dan Sidretü’l-Münteha’ya kadar olan yolculuğunu ifade eder.[7]
Allah Rasulü (s.a.v.)’in İsra-Mirac olayında yaşadığı hadiselerin her biri onun faziletinin apayrı bir delilidir. Aslında o her gün Mirac’daydı Her anı mirac içerisindeydi. Fakat bu gece de O (s.a.v.);
​      
      1. Meleklerle sırlaşmış.
      2. Peygamberlere Mescid-i Aksa’da imam olmuş.
      3. Sidretü’l-münteha’ya götürülerek Rabbi’nin büyük mucizelerine şahid olmuş
      4. Allah’ın nice ayetlerini müşahede etmiştir. İsra-Mirac hadisesi ve o sırada ulaştığı üstün mertebeler sadece Rasulullah (s.a.v.)’e özgü bir ayrıcalıktır.
Kur’an-ı Kerim bu konuya dikkat çekmiş, sahih hadislerde Rasulullah (s.a.v.) olayın detayını açıklamıştır.[8]

Tarihî Önemi

Mirac, hicretten bir veya 1,5 yıl önce ve Rasulullah’ın peygamberliğinin 12. yılında meydana geldi. Bu zamana kadar İslam’a karşı çıkanlar, İslam davetinin önünü kapamak için yer yolu denemişler, ama yayılmasını bir türlü engelleyememişlerdi.
İslam, emin adımlarla yayılmaya devam ediyordu.
Ancak bu yayılmaya rağmen Müslümanların artık daha rahat bir ortamda etkin ve faal olabilmeleri için kuvvetlerini toplama ve etkinliklerini geniş çapta gösterme zamanı gelmişti.[9]
İslam, ferdi davet dönemiyle başlamış, müşrik bir toplum içinde cemaat olmuştu. Rasulullah (s.a.v.) 12 yıl cemaatini eğitmiş ve etrafında gençlerden oluşan güçlü bir kadro kurmuştu. Artık hedeflerinde kitleleşerek tüm insanlığa açılabilmesi için devletleşmesi gerekiyordu.
İşte bu yol ayrımında İsra-Mirac olayı gerçekleşti.

Mirac’a Hazırlayan Sebepler

Bu sebepleri şu altı başlıklar altında inceleyebiliriz.

a) İşkence-Boykot

O güne kadar Kureyş, her türlü yolu deneyerek Allah’ın Rasulünü davetinden vazgeçirmeye çalışmış akla ve hayala gelmedik (mal-makam-mevki-kadın vs.) teklifler yapmışlardı. Bütün bunlar reddedilince yalan kampanyaları, işkenceler ve sosyal boykotlar başlamıştı.
Artık Mekke daha fazlasını veremeyecek iki defa Tevhid davetçilerini kendi içinden çıkartıp atacaktı. Müslümanların bir kısmı Habeş’e göçetmişti.
Mekke’nin uzlaşmaz, katı, kaba ve söz dinlemez, hidayeti kabul etmez tutumu Rasulullah (s.a.v.)’i yeni yollar aramaya sevkedecektir.

b) İslam’a Kapıları Kapalı Taif

Rasulullah (s.a.v.) gittiği Taif yolculuğundan umduğunu bulamamıştı. Üstelik taşlanmış, işkenceye maruz kalmıştı. Rebiaoğullarının bağında dinlenmek için oturduğunda her davetçinin başına gelebilecek bir duygusallık ve yardıma muhtaçlık hali içinde Rabbine şöyle dua ediyordu:
“Allahım!
Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı,
İnsanlar nazarında hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ve şikayet ederim.
Sen beni kötü huylu, yüzsüz düşman eline bırakmayacak kadar bana karşı merhametlisin.
Allahım!
Senin gazabına uğramayayım da çektiklerim ne olursa olsun katlanırım.”
İslam’a davetin kanunu böyleydi;
İmtihan ve çilesiz başarı olmazdı.[10]

c) İki Mühim Kayıp; Ebu Talib ve Hz. Hatice (r.a.)

Kendisine destek veren amcası Ebu Talib ve çok sevdiği hanımı Hz. Hatice (r.a.) peşpeşe vefat ettiler.
Bunlarla gelen bir üzüntü, bir sıkıntı, bir meşakkat, bir çıkmaz içindeydi.
Bütün kapılar yüzüne kapatılmıştı.
Her şey aleyhine işliyordu.

d) Gayb Alemini Müşahede Arzusu

Allah, insanlık tarihi boyunca insana yaratılış gayesini hatırlatacak, onları hak dine, doğru yola davet edecek peygamberler göndermiştir.
Peygamberlerin üstlendikleri görevleri yapabilmeleri için kitap, hikmet ve mucizeler verilmiştir.
Allah tarafından peygamberlere gayb âleminin bazı olay ve mekanları gösterme ve onları taltif etme imkanı vermiştir. Bunda amacı irşad ve tebliğine güç kazandırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Cebrail (as), Rasulullah (s.a.v.)’e Arş, Kürsi, Sidre vb. gaybe ait şeylerin vasıflarından haber verdi. Peygamber (s.a.v.)’de bunları bizzat görmeyi arzuladı. Dua etti.
Kur’an-ı Kerim’de:
“Kullarım sana benden sorarlarsa söyle; Ben onlara yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm…”[11] buyrulmaktadır. Allah da O’nun duasını kabul etti.

e) Allah’a Dayanıp-Güvenmeyi Öğretmek

Bir kimse kıyamet günü nelerin değer ve şeref taşıdığını yakinen bilmezse kıymetsiz ve şerefsiz şeylere meyledebilir. Dünyanın ahirete nisbetle bir değeri yoktur. Dünyadan başkasını görmeyenler ona meyledebilirler ve onunla yetinebilirler.
Allah da Peygambere ebediyet alemini ve bütün değerli ve kıymetli eşyalarını göstermek istedi. Böylelikle geçici ve basit şeylere yönelip iltifat etmesin, sadece ve sadece Allah’a dayanıp güvensin. Çünkü zafer, başarı, muvaffakiyet ve yardım Allah’tandır.
Çünkü Allah O’na şanlı bir zafer verecekti.
Sezebilenler için, anlayıp akledebi-lenler için zafer (evet onca olumsuz şartlara rağmen) çok yakındı.
Olanlar oldu ve bir gece…
 

III. BÖLÜM

İSRA

“Kulunu, geceleyin Mescid-i Haramdan alıp, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah noksanlıklardan münezzehtir. O’na ayetlerimizden bazılarını gösterelim diye böyle yaptık.”[12]

Rasulullah (s.a.v.) Anlatıyor

“Mekke’de bulunduğum bir sırada Cebrail (as) gelerek göğsümü yardı. Onu zemzemle yıkadı. Hikmet ve iman dolu altın bir kap getirerek onu benim göğsüme boşalttı.
Bana Burak’ı getirdiler. (Eşekten büyük, katırdan küçük, uzun ve beyaz bir hayvan olup adımını çok uzaklara atardı.) Buna binerek Beyt-i Makdise geldim. Burak’ı benden önceki peygamberlerin hayvanlarını bağladığı yere bağladım.
Sonra Mescide girerek diğer peygamberlerle birlikte iki rekat namaz kıldım.”[13]
Burada durup bazı soruların cevaplarını arayalım
1. Allah bize bizden daha yakınken böyle bir seyahatin manası ne olabilir?
a) Allah (cc) zaman ve mekan sınırının ötesindedir. Zaman ve mekan biz insanlar için geçerlidir. Allah mahluklarıyla münasebetlerinde kendi zaaf ve acizliğinden değil, yarattıklarının sınırlı durumu ve zatından dolayı sınırlı bazı yollara başvurmayı tercih ederi. Mahluklarıyla kelamında, insanların kolayca dinleyip anlayabilecekleri yolları seçer.
Allah kullarından birini muhteşem saltanatının çeşitli alamet ve örneklerini göstermek istediğinde onu muayyen bir yere getiriyor ve o şeylerin bulunduğu yerleri gezdiriyor.
İnsan bütün bir kainatı bir anda göremez. Yani bir yerden bir yere gitmeden de bir şey göremez.[14]
b) Rasulullah (s.a.v.) normal vasıtalarla, fazla heyecanlandırılmadan bu yolculuk yaptırılmış.
c) Allah’ın yüce ayetleri gösterilmiştir.
d) Rasulullah (s.a.v.)’in üzüntü, sıkıntı ve kederini unutturmak.
e) Tebliğin ancak Hicret’le yayılabileceğine işaret etmek içindir.
2. Niçin gece olmuştur?
Bir çok Peygambere çeşitli mucizeler geceleyin verilmiştir.
Çeşitli ayeti kerimeler gecenin ve seher vakitlerinin ihya edilmesini istemektedir.
“Rahman’ın kulları, öyle kimselerdir ki yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa “selam” derler. Gecelerini Rabb’lerine secde ederek, O’nun divanında durarak geçirirler.”[15]
“Elbette gece kalkıp ibadet etmek daha tesirli ve o zaman okumak (söz, dua) daha etkilidir.[16]
“Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki ayetlerle kendilerine öğüt verildiği zaman derhal secdeye kapanırlar, Rabb’lerini överek tesbih ederler, büyüklük taslamazlar. Yanları yataklardan uzaklaşır (gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar), korkarak ve umarak Rabb’le-rine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.”[17]
“Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.”[18]
Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır:
“Gece namazına devam edin, çünkü o Allah’ın rızasını kazanmaya vesiledir. Sizden önceki salihlerin sünnetidir. Günahtan alıkoymaya vesiledir. Şeytanın hilesini ortadan kaldırır. Bedenin hastalıklarına deva olur.”[19]
Yine Rasulullah (s.a.v.): “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır” buyurmuştur.[20]

Gece ve Seher Vakti

Kur’an-ı Kerim’de cennetliklerin vasıfları sayılırken;
“Geceleri pek az uyurlardı. Seher vaktinde istiğfar ederlerdi.” [21]
 “Sabreden, dürüst davranan, huzurda boyun büken, hayra harcıyan ve seher vakitlerinde Allah’tan bağış dileyenler”[22] diye ifade edilmiştir.
Allah (c.c.) Lut kavmi inananları için “katımızdan bir nimet olarak onları seher vaktinde (azapta) kurtardık”[23] buyurmuştur.
Büyüklerimiz de “Padişah girmez saraya, hane mamur olmadan” buyurmuşlardır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri;
 
“Dil beyt-i hüda’dır anı pâk eyle sivadan
Kasrına nuzul eyler O Sultan, gecelerde…”
 
Yani “Gönül Allah’ın evidir. Onu Allah’ın dışında her şeyden temiz kıl. Çünkü her gece Allah tecelli edip kulunun gönlüne bakar” demek istiyor.
Tasavvufi yönden düşünecek olursak gece halvet ve muhabbet zamanıdır.

Önceden Bir Vakit Tayin Edilmeyişinin Sebebi

Vakit tayin etmeden bir kimseyi huzura çağırmak o kimse tesir yaratır. Niçin çağrıldığını daha iyi kavramaya ve anlamaya çalışır.[24]

Mekke’den Kudüs’e Götürülmesinin Sebebi

a) Şirke Karşı Vahdet (Tek Kıble)

Adem ve İbrahim (as)’ın kıbleleri Ka’be idi. Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra Mescid-i Aksa yapılmıştı.
Hz. Süleyman (as) Kudüs’ü inşa edip Mescid-i Aksa’yı eski temelleri üzerine yaptırınca O’ndan sonraki Peygamberlerin kıblesi Kudüs oldu. Tarih boyunca her iki belde de mukaddes ve şerefli bir yer oldu.
Hristiyanlık ve Yahudiliğin çıkış yerleri Kudüs’tür ve burası bu dinlerce de kutsaldı.
Rasulullah’a iki kıble (Mescid-i Aksa ve Mescid-i Haram)ın bereketi verildi. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ise kıble sahibiydi. Rasulullah (s.a.v.) bu iki mescidi birbirine bağlamak istedi. O ayrıca Hz. İbrahim’in ikiye bölünen mirasını birleştirdi (Kudüs-Mekke). Dolayısıyla kendi mesajını kendinden önceki peygamberlerin mesajıyla birleştirerek;
  1. Şirke karşı ilahi dinlerin vahdetini sağlamak ve
  2. Bu hususta şirke karşı ortak cephe oluşturmak istiyordu.
  3. Ayrıca Rasulullah (s.a.v.) bu seyahatiyle Hz. Adem’den itibaren kendine kadar gelen tarihe yani İslam Tarihine bağlanıyordu. Çünkü İslam hiçbir zaman için kendini yeni bir din olarak ortaya koymadı. O ancak Adem ve sonraki peygamberlerin getirmiş olduğu dinin yenileyicisi-devamı olarak sunmuştur. Bu da İslam’ın evrensellik anlayışına işaret eder.[25]
“Deki: Allah’a bize indirilen, İbrahim’e, İshak’a, İsmail’e, Yakub’a ve Yakuboğulları’ndan türeyen kabilelere indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve Peygamberlere Rabb’leri tarafından verilene inandık, onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz ona teslim olanlarız.”[26]
  1. İsra suresi Mekke’de inmişti. Peygamber (s.a.v.) Yahudilere henüz hitap etmemişti. Bu sure ile Yahudilere ilk defa hitap ediliyordu. Rasulullah’a hicret edeceği yerde Yahudiler olacağı işaret ediliyordu. Böylelikle Yahudilere bir kere daha Allah’ın rahmetine ulaşmak için, pişmanlık gösterme ve tevbe fırsatı verilecekti. Allah (c.c.) Bakara 40. ayette; “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve bana itaat ederek Tevrat’ta (ahirzaman peygamberi hakkında size açıkladığım) ahdime itaat edin ki ben de ahdime riayet edeyim ve ancak benden korkun.” buyurmaktadır.

Tarihin Dönüm Noktası

İşte İslam Davet Tarihinde Rasulullah (s.a.v.)’e gelinceye kadar en mühim durak Hz. İbrahim (as)’dır.
İbrahim (as)’ın ülkesinin iki mühim merkezi: Kudüs ve Mekke civarıydı.
Kudüs tarih boyunca bir Mecma-ı Enbiya (Peygamberlerin çıktığı, toplandığı yer) olmuştur.
Kutsal dinler de ataları İbrahim’de birleşiyorlardı.
Allahu Teala Hak dinin ve insanlığın temelde bir olduğunu, Hz. İbrahim’den sonra bu toplayıcılığı, birleştiriciliği, Alemlere rahmetliği Rasulullah (s.a.v.)’e layık olduğunu izhar etmek için onu Kudüs’e kadar yürüttü.

Gelecek İslam’ındır

Rasulullah (s.a.v.)’in Kudüs’e götürülüp bütün peygamberlere imam olmakla gelecekte bu memleketlerin egemenliğinin artık Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ve ümmetine ait olacağının bir göstergesidir.
Çünkü İsrailoğullarına Allah birçok nimetler ve üstünlükler vermiş, fakat onlar bütün bunlara rağmen hakkıyla ne görevlerini yerine getirebilmişler ne de dinlerine sahip çıkabilmişlerdir.
Mirac kısmında da göreceğimiz gibi Rasulullah (s.a.v.)’e Sidretül-Münteha’da iki nehir daha gösterilmiştir:
Nil ve Fırat…
Nil’den Fırat’a, Mekke’den Kudüs’e kadar (buralar merkez olmak üzere) bu coğrafyalar, memleketler İslam’ın olacaktır.

Cuma Gerçek Sahiplerine Verilmiştir

Kaynaklarımız bir başka hususa da dikkat çekmektedir. O da bu yolculuğun Cuma gününe (gecesine) rastlamasıydı. İlahi bir kader Cuma gününe rastlatmıştı. Çünkü bu gün Yahudi ve Hristiyanlara teklif edilmiş fakat onlar bu günleri değiştirmişlerdi.
Kısa bir süre sonra Hicret olacak ve Allah Rasulü Medine’ye girmeden Ranuna vadisinde ilk Cuma namazını kıldıracaktır. Hatta Hicret’ten önce Medine’de Musab b. Umeyr, Esad b. Zurare de bu Cuma gününü önemli bir gün olarak kutlayacaklardı.
Böylelikle kıyamete kadar bu kutsal gün aslî hüviyetine ve gerçek mirasçılarına, sahiplerine vaad edilmiş oldu.[27]
 
 

IV. BÖLÜM

MİRAC

Rasulullah (s.a.v.) anlatıyor:
“Cebrail bana bir kapta şarap, bir başka kapta süt getirdi. Sütü tercih ettim. Temiz ve saf yaratılışı seçtin dedi. Sonra Semaya çıkarıldık. Cebrail girmek için izin istedi. Kim olduğu ve yanında kimin bulunduğu soruldu. Yanımda Muhammed (s.a.v.) vardır denilince kapı açıldı. Her bir kapıyı böylece geçtik. Her katta bir peygamber ile karşılaştık.
1. Kat Hz. Adem
2. Kat Hz. Yahya ve Hz. İsa
3. Kat Hz. Yusuf
4. Kat Hz. İdris
5. Kat Hz. Harun
6. Kat Hz. Musa
7. Kat Hz. İbrahim (as) ile karşılaşarak onlarla hoş-beş ettik. Hayır, dualarını aldık.
İbrahim (as) sırtını Beyt-i Ma’mur’a dayamıştı. Her gün 70.000 melek oraya giriyor bir daha çıkmıyorlardı.
Sonra Cebrail beni Sidretü’l-Münte-haya götürdü. Allah bana vahyettini vahyetti. Her gün ve gecede 50 vakit namazı farz kıldı.
Musa’nın yanına indim. 50 vakit namazın farz kılındığını öğrenince geri dönüp indirilmesini istedi. Beş vakite kadar indirildi. Aynı yoldan geri döndüm.”
Sabah kalkınca bu olayı anlattılar. Şüphesiz bu olay bir imtihandı. İnanan oldu inanmayan oldu. Hz. Ebu Bekir şeksiz-şüphesiz kabul etti. İnanmayanlarsa Kudüs ve yaptığı yolculuklarla ilgili sorular sordular. Rasulullah (s.a.v.) hepsine Allah’ın izniyle gereken cevapları verdiler.

Seyahat Vasıtaları Nelerdi

Bu yolculuk esnasında Rasulullah (s.a.v.)
  1. Mekke’den Kudüs’e Burak ile
  2. Kudüs’ten I. Kat Semaya Mirac ile
  3. I.-VII. kat arası Meleklerin kanatlarında
  4. VII. kattan Sidretü’l-Müntehaya Cebrail’in kanadında
  5. Kâb-ı Kevseyne kadar Refref’le yolculuk etmiştir.

I. Kat Sema’da Rasulullah (s.a.v)’a Gösterilen Misaller

Bu kat semada Rasulullah’a bazı şeyler gösterilmiştir. Bu gösterilen şeylerden bazısı temsil, bazısı gösteri, bazısı protatip mahiyetindeydi.
Mesela
  1. Bir yerde çiftçilerin tarlada çalıştığını, onlar mahsullerini topladıkça yeniden büyüyüp arttığını gördü ve bunların kim olduğunu sordu.
Bunlar “Allah yolunda Cihad edenlerdir” denildi.
  1. Başları ezilen insanlar gördü.
Namaz için ağır hareket edenlerdir.
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar.”[28]
  1. Yamalı elbiseler giymiş bazı kimseler vardı. Hayvanlar gibi ot yiyorlardı.
Bunlar, mallarından sadaka ve zekat vermeyenler.
“(Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): "İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!"[29]
  1. Bir kişi ağaç ve tahtalar topluyor, kaldırmaya çalışıyor fakat kaldıramıyor bir yandan da tahta ilave ediliyordu.
Bunlar, emanet ve mesuliyete riayet edemeyenler.
“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür”[30]
  1. Dil ve dudakları makaslarla kesilenleri gördü.
Bunlar, dedikoduculardı.
“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!”[31]
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”[32]
  1. Bir delikten kocaman bir boğanın çıktığını sonra çıktığı deliğe girmeye çalıştığını fakat giremediğini gördü.
Bunlar, fitne yaratan sorumsuz sözün sahibi ve pişmanlığıydı.
  1. Kendi vücutlarını kesip yiyenler gördü.
Bunlar, başkalarına dil uzatıp alay edenlerdi.
  1. Tırnakları bakırdan olup kendi ağız ve göğüslerini dövenleri gördü.
Bunlar, insanların arkasından ırza ve namusa leke sürmek için konuşanlardı.
“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.”[33]
  1. Karnı şişmiş, yılanlarla dolu insanlar gördü. Gelip-geçenler onları eziyor, bir türlü hareket edemiyorlardı.
Bunlar, kıyamet günü şeytan çarpmış gibi kalkacak olan faizcilerdi.
“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.”[34]
  1. Ateş yiyen deve dudaklı insanlar gördü.
Bunlar, yetim malı yiyenlerdi.
  1. İyi ve kötü et bulunduran fakat leşten yiyen insanlar gördü.
Bunlar, zina eden kadın-erkeklerdi.
  1. Göğüslerinden asılı kadınlar gördü.
Bunlar, zinakar kadınlardı.[35]
Aynı şekilde Rasulullah (s.a.v.) Cehennemde bazı kişilerin azap-ceza çekenleri gösterildi. Bu da bir gösteriydi.
Bunlarla anlatılmak istenen bu kötü amelleri işleyenlerin kıyamet günü Cehennem’de aynı şekilde azap ve ceza çekeceklerini bildirmek içindi.

Sekiz Peygamberi Geçmek

Bir kimseyi aşıp geçebilmek için ona yetişmek ve onunla eşit bir seviyeye gelmek lazımdır.
Rasulullah Mirac’da sekiz tane peygamberle karşılaşmış ve onları geçmişti. Zikri geçen sekiz peygamberin hepsi de kendi dünya hayatlarında Mirac’a nail olmuşlardır.
Adem (as) : Cennet’te yaratıldı. Allah kendisine doğrudan doğruya hitapta bulundu. Allah’ın mutlak himayesindeydi. Şeytan O’nun cennetten uzaklaştırılmasına sebep olmuştur.
Adem (as) sadakat ve teslimiyeti temsil eder. O yaptığı bütün işlerden Allah’a karşı sorumlu olduğunu söyler. Yaptığı hareketlerden dolayı pişmanlık duyar ve bunlardan samimi bir kalb ile tevbe ve istiğfarda bulunurdu.
Rasulullah (s.a.v.) ise Allah’ın evinin yakınından, doğup büyüdüğü Mekke’den şeytan ruhlu hemşerilerinin baskı ve hücumuna maruz kalmış ve bunun neticesinde Hicret etmiştir.
Yahya ve İsa (as) :
Yahya (as) ana babası ileri yaşlarda iken babasının duası ile dünyaya geldi. Ana babası hayır işlerine koşardı. Umarak ve korkarak Allah’a dua derlerdi. Allah’a derin bir saygı gösterirlerdi.
Allah “Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!" (dedik) ve henüz çocuk iken ona (ilim ve) hikmet verdik. Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi. Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!”[36]
İsa (as)’da Allah’ın cemal sıfatları tecelli etmişti. Şeriatı fazilet ve iyilik şeriatıydı.[37]
Her iki peygamber de tatlılık ve yumuşaklığın örneklerindendir.
Yahya (as), İsa (as)’ı ruhi manevi alemde tanımış, onun geleceğini müjdelemiştir. Her ikisi de Yahudilerin kötü ve acı muamelelerine maruz kaldılar. Onlar tarafından öldürülmeye teşebbüs edildiler.
Rasulullah (s.a.v.)’de Medine ve Hayber Yahudileri tarafından suikasta uğrayacaktı.
Yusuf (as) : Yusuf (as) tam bir ihlas sahibiydi.[38] İlim ve hikmet sahibiydi.[39] Güzel bir yaratılışa sahipti.[40] Rüya yorumlamasını bilirdi.[41] Mülk ve saltanata ermişti.[42] Peygamberlik ve vahiyle taltif edilmişti.[43]
Yusuf (as) insanı baştan çıkaran en çekici, teklif ve teşebbüslere bile karşı koymuş, daima iffet ve namusunu korumuştur.
Kardeşlerinin eziyet ve zulmüne maruz kaldı. Fakat Mısır’da iktidarı ele geçirince kardeşlerini affetti.
Rasulullah (s.a.v.) Mekke’yi fethettiğinde Yusuf’un kardeşlerine olan affını örnek göstererek Mekkeli kardeşlerini affetmiştir.
İdris (as) :“Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi. Onu üstün bir makama yücelttik.”[44]
“İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl’i de (yâdet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdendi.”[45]
İdris (as) kalemi ilk kullanan kişidir. Ayrıca pek çok şehir kurmuştur. İdris (as) kalemle, bununla yazılan yazıyı icad etmekle ilmin, kültürün gelişmesine ve muhafazasına sebep olmuştur.
Rasulullah (s.a.v.) etrafında vahiy katipleriyle, kurduğu cami ve suffeyle, yazdırmış olduğu İslam’a davet mektuplarıyla bir yandan tebliği görevini icra ederken diğer bir yandan da ilmin, öğretimin, eğitimin ümmeti arasında yayılmasına vesile olmuştur.
Harun (as) : Mensubu bulunduğu toplumun sevgisini kazanmış, hitabeti güzel bir peygamberdi. Musa (as) birlikte vazife yapmıştır. Harun (as) milletinin ruhi-manevi ve ibadetlerle ilgili hayatına yön vermiştir.
Rasulullah (s.a.v.)’i de başlangıçta hemşerileri hiç hoşlanmamışlar ama sonunda en çok sevdikleri bir şahıs olmuştur.
Musa (as) : Allah Musa (as)’a müşrikler-putperestlerle savaşmasını emretti O da elindeki mevcut bütün imkan ve vasıtalara baş vurarak şirk ve putperestlikle mücadele etmiştir. O cihad peygamberiydi. Musa da Allah’ın celal sıfatı tecelli etmişti. Onun şeriatı da kuvvet  ve şiddet şeriatıydı.[46]
Rasulullah (s.a.v.)’de 27 sinde bizzat kendisi komuta etmek üzere 56 tane cihadı vardır.
İbrahim (as) : İbrahim (as) Allah’ın dostuydu. İmtihanlardan yüz akıyla çıkmıştı. Tevhidi nesillerine emanet bıraktı. Yaşayışı insanlara güzel bir örnek olarak sunuldu. Sıddık, vefakâr, hilm sahibi ve merhametli gibi ahlaki sıfatlarla Allah onu andı. Tam bir teslimiyet sahibiydi. Babası ile dini için, tevhid için mücadele etti. Zamanın hakim güçlerinden korkmadan putları kırdı. Allah’ı tanımayanlara ebedi düşmanlık ilan etti. En çok sevdiği oğlunu Allah yolunda kurban etmekten çekinmedi. Hanım ve çocuklarını Mekke-Kudüs eksenine yerleştirdi. Oğlu ile birlikte kabe’yi inşa ederek onlara ve nesillerine namazı ve haccı emretti.
Tufan olayından sonra Kabe’yi yeni baştan kurup restore eden peygamberdir. Allah’ı her şeyin üstünde tutardı. En çok Allah’ı sever, Allah’ın kendisine emrettiği şeyleri aynen, itirazsız yerine getirirdi. Vahdaniyet ve imanı terk etmektense ateşe atılmayı kabul edecek kadar dininde, inancında samimiydi. O tam bir hicret peygamberiydi.[47]
Sonuç
  1. Bu sekiz peygamberden her biri bu şahsiyet ve niteliklerden sadece birini kendinde toplayabilmiştir. Peygamberimiz Efendimizde hem kuvvet, adalet ve Allah için güç, hem de yumuşaklık, merhamet ve inceliği kendisinde toplayan Allah’ın “kemal” sıfatı tecelli etmiştir. Onun tebliğ ettiği din dinlerin en mükemmeli, ümmeti de ümmetlerin en üstünüydü. Bu yüzden İslam adil davranmayı farz ve gerekli kılar. İhsan ve iyiliği güzel görür.
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”[48]
İslam kuvvet gerektiren yerde kuvvet; yumuşaklık gereken yerde yumuşaklığı emreder. Savaşı da, barışı da yerinde yapar.[49]
  1. Fakat Rasulullah (s.a.v.) bu sekiz üstün vasfın hepsine birden sahip olmuştur ve bunları bizzat yaşamıştır.
  2. Neticede de bu peygamberlerin miraclarından daha da öteye bir yolculuğa çıkmıştır.

Sidre Neyin Adresi

“Sidr” kelimesi Sedir veya Arabistan kirazı denilen bir ağaçtır.
Ağacın Arabistan dağlarında önemli bir fonksiyonu vardır. Buralarda ağaç canlılık, hayat ve gölgelik alametidir. Sidr ağacının Arap ve Filistin topraklarında böyle bir fonksiyonu vardır.
Halk genellikle çobanlık yapardı. İki çoban karşılaşınca birbirlerine:
  • Koyunların veya develerin nerede
  • Ebu Kabiye dağında
  • Neresinde
  • 1. Sedirde. Ya seninkiler nerede?
  • 2. Sedirde
  • Sen nereye gidiyorsun?
  • 3. Sedire…
Aşağıdan yukarıya doğru bir dağda 4 veya 5 sedir ağacı olunca halk arasında bu sedir ağaçları bir nevi adres olurdu.
Şimdi soruyoruz :
  • Rasulullah (s.a.v.) nereye, hangi sidreye gitti?
  • Son sidreye, Sidretü’l-Münteha’ya
  • Nereden nereye!
  • Varlık coğrafyasından en son varlık sınırına, hatta onun da ötesine.
Burada bir yükseliş söz konusudur. Kimin? Başta Rasulullah’ın, sonra da ona tabi olanların yükseleceği son nokta. 1. 2. 3. kat göğe mi hayır, son sınıra, son sidreye…
Bu, İslam’ın bir insanı nereye kadar yükseltebileceğinin işaretidir. [50]
İşte İslam’ın yüceliğinin, insana ve hayata bakışının sırrı buradadır!...

Biatleşmek

“Sonra yaklaştı, sarktı, onunla arasındaki mesafe iki yay kadar yahud daha da az kaldı.”[51]
Bu da sidr kelimesi gibi.
Kavs – yay demektir.
Kaab’da yayın kabzası ile kiriş mahallinde iki köşe aralığına denir. Bir yayda iki kaab bulunur.
Araplarda bir ittifak için anlaşacakları zaman biri bir yay çıkarır, diğerinin yayını alır. İkisini üst üste koyarlar. İki kaab birleştirilir sonra ikisi beraber çekilerek bir ok fırlatılırdı.
Bu bozulması imkansız bir anlaşmaydı.
Birinin rızası diğerinin rızası, birinin gazabı diğerinin de gazabıydı.
Sahabe için Allah’ın buyurduğu gibi:
“Allah kendilerinden hoşnut olmuş onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır.”[52]
 

V. BÖLÜM

MİRAC’IN HEDİYELERİ

  1. Sevabı 50 vakit olmak üzere 5 vakit namaz emredildi. Miraçtan sonraki günler Allah’ın izni Cebrail gelerek Rasulullah’a farz namazların hangi vakitlerde kılınacağını öğretti.[53]
  2. Bakara Suresi son iki ayet:
Özellik son ayeti Mekke’de küfür ile İslam arasındaki savaşın son safhasına geldiğinin bir işaretiydi. Bununla nerede bir Müslüman varsa orada akılalmaz işkence, zulümün olduğu bir sırada Müslümanlardan Allah’a dua etmeleri istendi. Hem de nasıl bir dua. Mazlum Müslümanların zafer duaları. Müslümanlar bu dua ile teselli buldular. Çünkü bu duayı öğreten Allah (cc) bunun gerçekleşmesi için gerekli ortamı elbette hazırlıyordu.[54]
“…Rabbimiz!
Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma.
Ey Rabbimiz!
Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz!
Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.
Bizi affet!
Bize acı!
Sen bizim Mevlamızsın.
Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”[55]
  1. Şirk hariç bütün günahların affedileceği müjdesi verildi.
  2. İyi bir amele niyetlenildiğinde hesabına iyi bir amel yazıldığı, o ameli işlediğinde hesabına 10 sevap yazıldığı, kötü bir şeye niyetlenip de yapmazsa bir şey yazılmadığı ancak onu yaparsa bir günah yazıldığı ifade edildi.[56]
     5.  İsra Suresinde 22-39 ayetler arasındaki emirler:
          a) Allah ile başka bir ilah tanıma.
          b) Ana-babana iyi davran
          c) Akrabaya yoksula hakkını ver.
          d) Gereksiz yere israf etme saçıp-savurma.
          e) Cimri olma.
           f) Geçim endişesiyle çocuk öldürmeyin.
          g) Zinaya yaklaşma.
          h) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıyma.
          ı)  Yetim malını haksız yere yeme.
          j)  Ölçtüğün zaman tastamam ölç-tut.
          k) Hakkında bilgin olmayan şeylerin peşine düşme.
          l) Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.[57]   
          Ayrıca I. Kat semada gösterilen fiiller.
  
         a) Allah yolunda çalış, cihad et.
         b) Namaz için ağır hareket etme.
         c) Mallarından sadaka ver.
         d) Emanete ve aldığın mesuliyete riayet et.
         e) Dedikodudan kaçın.
          f) Fitne yaratacak söz söyleme.
         g) Alay etme
         h) Irz ve namusa leke sürmek için konuşma.
         ı) Haksız kazançtan ve faiz yemekten kaçın
  1. İsra Suresi son ayetler:
“Gecenin bir kısmında uyanarak sana mahsus olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin seni övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.
Ve şöyle dua et:
Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.
Ve yine de ki: Hak geldi, batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur.”[58]
  1. Bu ayetlerde Rasulullah’a ve mü’minlere Hicret izni verilmiştir. Veya artık hicret yaklaştı, hazırlan denilmek istenmiştir.
  2. Bir diğer anlamı “Ey Allah’ım; Ya beni iktidara getir ya da iktidarı benim yardımcım yap ki böylece dünyadaki bozuk-zalim düzeni değiştirebileyim.”
  3. Bu mesajın başka yönü İslam’ın dünyada yapmak istediği değişiklik ve ıslah için Tebliğin yanında siyasi kuvvet ve iktidara da ihtiyaç vardır.
Kısacası bu mesajlarda İslamî ilkeler üzerine kurulacak yeni bir toplumun kurulmasından önce Rasulullah (s.a.v.)’in ve sahabenin ihtiyaç duyduğu bütün direktifler yer alıyordu. [59]
  1. Miracın asıl yüksekliği insanın kötü duygulardan iyi duygulara, kula kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul olmaya yöneltmesi açısında da önemlidir.
Her işin en doğrusunu Allah (cc) bilir.
“Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun!”

İSRA VE MİRACI ANLAMAK
          Ahmet ÇELİK
 

KAYNAKÇA

Abdullah Feyzi Kocaer, Müttefekün Aleyh, Konya, 2004
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, (Çeviren: Rifat Oral-Süleyman Sarı), Konya, 2004
Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme Ve Şerhi, İstanbul 1977
Ali Şeriati, Kendini Yetiştirmek, Ankara, 1989
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1979
İbn Kayyim el-Cevziyye, Medaricü’s-salikin, İstanbul, 2005
Kadı İyaz, Şifa-ı Şerif, (Çeviren: Naim Erdoğan), İstanbul 1980
M. Said Ramazan el-Buti, Fıkhu’s-siyre, (Çeviren : Ali Nar-Orhan Aktepe) İstanbul, 2005
Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, (Çeviren: Ahmet Asrar) İstanbul 1984.
Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, (Çeviren: Salih Tuğ) İstanbul 1991
Suad Yıldırım, Mirac Hakikatlerinden, Yeni Ümit, Yıl: 1990, Sayı 3/9
Ş. Gündüz- Y. Ünal- E. Sarakçıoğlu, Dinlerde Yükseliş Motifleri, İstanbul, 1996
Şatibi, el-Muvafakat, (Çeviren: Mehmet Erdoğan), İstanbul, 1990
 
[1]    Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, I/28-30
[2]    Enbiya, 107
[3]    Ahzab, 21
[4]    Fetih, 2
[5]    Buhari, Tefsir, İsra, 5; Müslim, İman, 327
[6]    Şatibi, el-Muvafakat, II/250-260
[7]    Ş. Gündüz- Y. Ünal-E. Sarakçıoğlu, Dinlerde Yükseliş Motifleri, 70-71
[8]    Kadı İyaz, Şifa-ı Şerif, 152-162
[9]    Mevdudi, Tevhid Mücadelesi, II/544-545
[10] M. Said Ramazan el-Buti, Fıkhu’s-siyre, 152
[11] Bakara 186.
[12] İsra, 1
[13] Buhari, Menakıb, 24, Salat, 1, Menakibü’l-ensar 42; Müslim, İman, 259, 263, 264
[14] Mevdudi, Tevhid Mücadelesi, 547
[15] Furkan, 63-64
[16] Müzemmil, 6
[17] Secde, 16
[18] İsra, 79
[19] Tirmizi Deavat, 101, Ahmet İbni Hanbel, VI-126
[20] Müslim, siyam, 202; Tirmizi, Mevakit, 207; Nesai, Kıyamü’l-leyl 6; Ahmed b. Hanbel, II/344
[21] Zariyat 17
[22] Ali İmran 17
[23] Kamer 34
[24] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim şerhi, II/622
[25] Ali Şeriati, Kendini Yetiştirmek, 200


 
Etiketler:
Geri Bildirim!