"(Resûlüm!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam. 72/20”"
Ebu Hureyre (r.a.)
SAHABENİN KÜNYESİ
Adı:  Ebû Hüreyre Abdurrahmân b. Sahr ed-Devsî
Doğum Yeri: Yemen’de yaşayan Ezd kabilesinin Devs koluna mensup olup ne zaman doğduğu belli değildir. Yetim büyümüştür.
Babası: Amir
Annesi: Ümeyme
Ömrü : 78
Ölüm yılı 677 / 679
Ölüm yeri : Medine zulhuleyfe veya akik
Kabri Cennetül baki

ÖNE ÇIKAN ÖZELLİKLERİ
Çok hadis rivayet etmesiyle tanınan sahâbî.
Son Nebi (as)İle ilk tanışma
Hz. Peygamber onun adını Abdurrahman veya Abdullah olarak değiştirmiştir. Künyesiyle ilgili en yaygın rivayet, koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını (Ar. hir [kedi], ism-i tasgīri hüreyre) elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığı için kendisine “Ebû Hüreyre” dendiği şeklindedir [1] İlk karşılaştıkları zaman Resûl-i Ekrem’in ona Ebû Hüreyre diye hitap etmesi bu künyenin Hz. Peygamber tarafından verilmediğini göstermektedir. Ebû Hüreyre’nin bu adla anılmaktan hoşlanmadığı, kendisine zaman zaman Hz. Peygamber’in hitap ettiği gibi Ebû Hir denmesini arzu ettiği rivayet edilmektedir.
İslama Girişi
Ebû Hüreyre’nin 7. (628) yılın başlarında Tufeyl b. Amr ed-Devsî vasıtasıyla müslüman olduğu ve kabilesinden altmış veya yetmiş aile ile birlikte Tufeyl’in başkanlığında Resûlullah ile görüşmek üzere aynı yılın muharrem ayında (Mayıs 628) Medine’ye gittiği bilinmekle beraber onun daha önce müslüman olmayıp Medine’ye İslâmiyet’i kabul etmek üzere geldiği de rivayet edilmektedir[2]. Aralarında Ebû Hüreyre’nin de bulunduğu Devsliler Hz. Peygamber’in Hayber’de olduğunu öğrenince oraya gittiler. Ebû Hüreyre’nin, henüz fethedilmeyen bazı Hayber kalelerinin fethine katıldığı kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. [3]
 
 
 
Dört elle İlme Sarılması
Ebû Hüreyre Medine’ye ulaştığı günden itibaren kendisini tamamen dine verdi ve Resûlullah’ın yanında bulunduğu sürece dünyevî hiçbir arzu peşinde koşmadı. Bazılarının ganimetlerden daha fazla pay almaya çalıştığı günlerde Hz. Peygamber’in, ganimet talebinde bulunup bulunmadığını sorması üzerine Allah’ın verdiği ilimden kendisine bir şeyler öğretmesini istedi[4].
Zararın Neresinden Dönersek Kardayız Düsturu
İslâmiyet’i geç benimsediği için kaybettiği yıllarını telâfi etmek amacıyla, açlıktan bayılacak dereceye geldiği halde Mescid-i Nebevî’deki Suffe’den ayrılmazdı.
Görevleri
Ebû Hüreyre, kısmen Hayber fethine ve daha sonra yapılan gazvelerin hepsine katıldı. Umretü’l-kazâda Resûlullah’ın kurbanlıklarını Mekke’ye götürmekle vazifeli olanlar arasında yer aldı. Hz. Peygamber’in, düşmanlara karşı oluşturduğu bazı özel timlerde de görev aldı[5]. Daha sonra onun Yermük Savaşı’na [6]ve Cürcân’ın fethine [7]katıldığı kaydedilmektedir. Hz. Peygamber Hindistan’ın fethedileceğini müjdeleyince ömrü yeterse canıyla ve malıyla bu savaşa da katılacağını söylemesi [8]onun cihada karşı duyduğu arzuyu göstermektedir.
Siyasi Olaylar Karşısında Tutumu
Hz. Osman’ın hilâfetini destekleyen Ebû Hüreyre, halifenin evi isyancılar tarafından kuşatıldığı zaman kılıcını alıp onun yanına gitti. Fakat Hz. Osman müslüman kanı dökülmesini istemediğini söyleyerek ona kılıcını bıraktırdı [9]İslâm tarihinde fitnenin başlangıcı olarak kabul edilen bu olaydan sonra Ebû Hüreyre müslümanlar arasında çıkacak kargaşadan uzak durulması gerektiğini belirtir, bu fitnelerden kurtulmanın yegâne yolunun silâha el atmamak olduğunu söylerdi [10]Hz. Ali ile Muâviye arasında çıkan savaşlarda Sa‘d b. Ebû Vakkas, Abdullah b. Ömer ve tanınmış diğer sahâbîler gibi o da hiçbir tarafı tutmadı. Bazı Şiî kaynaklarında Sıffîn’de Muâviye tarafını tuttuğuna dair yer alan iddialar asılsızdır. Sıffîn Savaşı’nı bütün ayrıntılarıyla ele alan gulât-ı Şîa mensubu Nasr b. Müzâhim el-Minkarî’nin Ebû Hüreyre’den hiç söz etmemesi de bunu gösterir.
Muâviye döneminde Ebû Hüreyre’nin zaman zaman Medine valiliği yaptığını, halifenin ondan memnun kalmadığı zaman kendisini azledip yerine Mervân’ı getirdiğini, bazan da Mervân’ı azledip onu tayin ettiğini söylemektedir [11]Bu bilgi diğer kaynaklarda yer almamakla birlikte 54-57 (674-677) yılları arasında Medine valiliği yapan Mervân’ın bazı sebeplerle Medine’den ayrıldığında yerine Ebû Hüreyre’yi vekil bıraktığı kaydedilmekte [12]bu sırada Ebû Hüreyre’nin namazları kıldırıp davalara baktığı ve cezaları uyguladığı belirtilmektedir [13]Bu dönemde Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber’in ortaya çıkacağını haber verdiği kötü idarecilerden olmaması için Mervân’ı zaman zaman uyarmıştır. Onun Mervân’dan dünyalık beklediği yolundaki iddiaların hiçbiri sağlam rivayete dayanmamaktadır. Muâviye kendisine bir şeyler verdiği zaman sesini çıkarmadığı, vermediği zamanlar ise ileri geri konuştuğu yolundaki rivayete karşılık onun, alın teriyle kazandığı bir dirhemi başkasından gelecek yüz binlerce dirheme tercih ettiğini söylediği bilinmektedir[14]
Şahsiyeti ve İlmî Hayatı
Ebû Hüreyre geniş omuzlu, saçı çift örgülü, sakalına kına yaktığı için kızıl sakallıydı. Başına siyah sarık sarardı. Gecenin üçte birinde uyur, üçte birinde ibadet eder, üçte birinde de hadis müzakere ederdi [15]Ona yedi defa misafir olduğunu söyleyen Ebû Osman en-Nehdî, Ebû Hüreyre ile hanımı ve hizmetçisinin geceleyin sırayla kalkıp ibadet ettiklerini bildirmektedir. Hz. Peygamber’e duyduğu derin sevgiyi, “Seni görünce mutlu oluyorum, gözüm gönlüm aydınlanıyor” diye ifade ederdi[16]. Resûlullah’ın vefatından sonra Mescid-i Nebevî’de hadis rivayet ederken onu hatırladığı için gözyaşını tutamadığı olurdu [17]Ebû Hüreyre şakadan hoşlanır ve nükteli uyarılarıyla müslümanları düşünmeye sevkederdi.

Mekke’nin fethinden önce hicret ettiği için hicret sevabı alması, üç yıl boyunca Hz. Peygamber’in sohbetinde bulunması, onu ve annesini müminlerin sevmesi için Resûl-i Ekrem’in dua etmesi  [18]ve hadise gösterdiği ilgiyi takdirle karşılaması onun meziyetlerinin en önemlileridir. Ebû Hüreyre’nin diğer meziyetlerinden biri de annesine gösterdiği saygıdır. Annesinin İslâmiyet’i kabul etmemesi, hatta zaman zaman Resûlullah’ın aleyhinde konuşması gönlünü yaralamış, müslüman olması için Resûlullah’tan dua etmesini istemiş, müslüman olduktan sonra da kendisine hizmet etmek için annesi ölünceye kadar nâfile hac yapmamıştır [19]
Hz. Peygamber devrinde maddî imkânsızlık yüzünden evlenemeyen Ebû Hüreyre, daha sonra Basra Emîri Utbe b. Gazvân’ın kız kardeşi ve Hz. Osman’ın baldızı Büsre ile evlenmiştir. Önceleri yanında hizmetçi olarak çalıştığı bu hanımın Ebû Hüreyre ile evlenmesi ondan hoşnut olduğunu göstermektedir.
 
 
Hadis İlmindeki Yeri.
 Binden fazla hadis rivayet etmeleri sebebiyle “müksirûn” diye anılan yedi sahâbî arasında Ebû Hüreyre ilk sırayı almaktadır. Bakī‘ b. Mahled’den İbn Hazm’in naklettiğine göre (Aded mâ li-külli vâhid, s. 79) onun rivayetleri mükerrerleriyle birlikte 5374’ü bulmaktadır. Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’indeki rivayetleri 3862’dir. Bu rakamı 3848 veya 3879 olarak tesbit edenler de vardır. Ebû Hüreyre’nin Kütüb-i Sitte ile el-Müsned’deki mükerrer olmayan rivayetleri, M. Ziyâürrahman el-A‘zamî’nin tesbitine göre 1336 hadisten ibarettir (Ebû Hüreyre fî davǿi merviyyâtih, s. 76). Ahmed Muhammed Şâkir, el-Müsned’deki tekrarsız rivayetlerinin 1579 olduğunu söylemektedir [20]

Ebû Hüreyre’yi en çok hadis bilen ve hadisleri en iyi ezberleyen sahâbî konumuna getiren çeşitli sebeplerin başında, onun Hz. Peygamber’le ilgili her şeyi öğrenme, hadisleri ezberleme konusundaki şiddetli arzusu ve dolayısıyla Resûl-i Ekrem’in yanından ayrılmaması gelmektedir. Diğer sahâbîlerin neden kendisi kadar hadis rivayet etmediklerini soranlara söylediği gibi muhacirler çarşıda ticaretle, ensar da malları ve mülkleriyle meşgulken Ebû Hüreyre ehl-i Suffe’den biri olarak Resûlullah’ın yanından ayrılmamış, diğer sahâbîlerin bulunmadığı meclislerde bulunmuş, onların duymadığı hadisleri duyup ezberlemiş, ilmi yaymayı emredip onu gizlemeyi yasaklayan âyetler karşısında bildiği hadisleri rivayet etmeye mecbur olduğunu düşünmüştür (Buhârî, “el-Hars ve’l-müzâraa”, 21; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 159, 160). Resûlullah’a en yakın iki sahâbîden Hz. Ebû Bekir Mescid-i Nebevî’ye bir hayli uzak mesafede oturduğu (Buhârî, “Cenâiz”, 3), Hz. Ömer de mescide ancak gün aşırı gelebildiği halde Ebû Hüreyre’nin her zaman Resûl-i Ekrem’in yanında bulunması ona hadis öğreniminde büyük imkân sağlamıştır. İbn Ömer’in Ebû Hüreyre’ye hitaben, “Resûlullah’ın sohbetine en fazla devam edenimiz, onun hadislerini en iyi ezberleyenimiz sensin” demesi [21]
 
Vefatı
Medinede vefat etti. Abdullah b. Ömer ve Ebû Saîd el-Hudrî gibi sahâbîlerin de katıldığı cenaze namazını Medine Valisi Velîd b. Utbe kıldırdıktan sonra Cennetü’l-Bakī‘a defnedildi. Velîd b. Utbe onun vefat haberini Muâviye’ye bildirdiği zaman halife, Ebû Hüreyre’nin Hz. Osman’ı destekleyenlerden biri olduğunu söyleyerek geride kalan yakınlarına 10.000 dirhem vermesini ve kendilerine iyi davranmasını emretti  [22]
Ebû Hüreyre’nin dört oğlu ile bir kızı olduğu söylenmektedir. Muharrer, Muharriz, Abdurrahman ve Bilâl adlı oğullarının ilk üçü az da olsa hadis rivayetiyle meşgul olmuşlardır. Kızı Saîd b. Müseyyeb ile evlenmiştir.[23]

Hazırlayan Hasan ŞENGÜN
 
[1] Tirmizî, “Menâkıb”, 46; Hâkim, III, 506.
[2] Buhârî, “İtk”, 7
[3] Buhârî, “Eymân”, 33; Vâkıdî, II, 636.
[4] İbn Hacer, el-İsâbe, VII, 436-437
[5] Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 112; Tirmizî, “Siyer”, 20
[6] İbn Hacer, el-İsâbe, III, 254
[7] İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 30
[8] Nesâî, “Cihâd”, 41
[9] İbn Sa‘d, III, 70
[10] Hâkim, IV, 472.
[11] Alâmü’n-nübelâ, II, 61
[12] meselâ bk. Müslim, “Cuma”, 61,
[13] Vekî‘, I, 111-112.
[14]  Zehebî, Alâmü’n-nübelâ, II, 615
[15] Dârimî, “Mukaddime”, 27.
[16]  Müsned, II, 323; Hâkim, IV, 160
[17] Tirmizî, “Zühd”, 48; Hâkim, I, 418.
[18] Müslim, “Fezâǿilü’s-sahâbe”, 158
[19] Müslim, “Eymân”, 44. İmam Müslim “Fezâilü’s-sahâbe”, 158-160) ve Tirmizî “Menâkıb”,
[20]el-Bâisü’l-hasîs, s. 188
[21] Tirmizî, “Menâkıb”, 46
[22] Hâkim, III, 508.
[23] Geniş bilgi için İslam ansiklopedisi yıl: 1994, cilt: 10,  sayfa: 160-167b  M. Yaşar Kandemir
Etiketler:
Geri Bildirim!